Bugün
KUVVETLİ SAĞANAK YAĞIŞLI
7°C - 19°C
Yarın
SAĞANAK YAĞIŞLI
5°C - 20°C
   
 
Büyük Ağabeyin Gözyaşları
Nedim Mescioğlu
03.02.2012
Tüm Yazıları
Okuma Sayısı:338

Rıza, henüz on üç, on dört yaşındaydı. Çocuk sayılırdı. Hayatın anlamından, ömre bedel olabilecek serüvenlerden, kadere ait yakıştırmalardan habersizdi. Yola yenice koyulmuş, umut vadeden gözlerle dahil olmuştu hayat yolculuğuna.

Kaşının üzerinde ansızın beliren bir sivilce ya da çıban.Gün gün büyüyor;büyüdükçe de ailenin huzurunu kaçırıyor tedirgin ediyordu.O ise çocuk masumiyetiyle bu tedirginliğe       bir anlam veremiyor, okulunun doldurduğu dünyasında olan biteni unutup gidiyordu.

Büyük ağabey,Ankara’da yedek subaylığını yapmadadır.Arada bir Bursa’ya gelip,gidiyor hafta sonları.O da durumdan böylece haberdar oluveriyor.Doktora götürülmesini salık veriyor.Tıp fakültesine götürüyorlar.Olay ciddi görünüyor.Tıp fakültesi o zaman şimdiki yüksek ihtisas hastanesinin yerindedir.İlk tetkikler orada yapılıyor.

Sonraki hafta büyük ağabey, izin alıp geliyor.Hastalığın seyrinin değişebileceği endişesiyle doktorlar, Ankara’ya sevkinin uygun olacağını ifade ediyorlar.Oğullarının küçücük yaşta böyle ciddi bir hastalığa yakalanacağını hangi anne ve baba tahmin edebilirdi ki.Evlerine döndüklerinde aile boyu herkes vakayı öğrenmiş,evin içine tarifsiz bir hüzün çöküvermişti.

Büyük ağabey,hafta sonu her zamanki gibi Ankara’ya dönmek zorunda kalmıştı.Ardından baba da hafta başı,mükedder bir biçimde Ankara’nın yolunu tutmaktan başka çıkar bir yol  bulamamıştı..İlkin buruk bir yemek yemişlerdi aileden dostlarının evinde.Sonrasında ise Onkoloji Hastanesi   vardı sırada.Aile dostları da onlara eşlik ediyordu bu zor zamanda.Sevk edilen hastanenin onkoloji hastanesi olması zaten ailenin en başında mukavemetini kırmış; ama umutlarının sürmesine de engel olamamıştı.

Hastaneye yakın bir yerde otobüsten indiler.Ayakları sanki kendilerine ait değilmişçesine çaresiz yürüyorlardı.Bursa Tıp Fakültesinden aldıkları raporla birlikte girdikleri hastanenin ilgili bölümüne müracaatlarını yapıp beklemeye koyuldular.Çok geçmeden Rıza’yı,Bursa’dan aldıkları dökümanlarla içeri alıverdiler.Gereken tanı için biyopsi alındı.Gerekli tahliller için ertesi günün beklenileceğini söylediler.

Bir gün sonrasına ertelendi umutları.Ankara’nın havası hele de o yıllarda karamsarlık üstüne kasvet ekliyordu.Uzun bir geceydi onlar için.Ferahlayacak ya da ferahlatacak bir ortam da yoktu.Geceyi büyük ağabeyin evinde geçirdiler.Bitmek bilmiyordu gece.Herkesin yüzünde gözlerden kaçırılmak istenen uğursuz bir haberin algısı seziliyordu sanki. Kara bulutların başlarında dolaştığı hissine kapılmışlardı daha doğrusu.Aile dostları da yanlarındaydı.Zaten büyük ağabeyle altlı üstlü oturuyorlardı.Havayı dağıtmak istese de başaramıyordu.Söz dönüp dolaşıp yarına odaklanıyordu.

Kaygı dolu bir gecenin ardından sabahın ilk ışıklarıyla yeni bir güne ‘merhaba’ diyerek uyku ile vedalaştılar.Umutla umutsuzluk arasında bir çaresizliğin ardında buruk bir kahvaltı onları bekliyordu.

Doktorlar henüz göreve başlamışlardı.Bir görevlinin;” hastanın en yakını kimse o gelsin,diye hasta yakınlarına seslenişi anlık soğuk bir duş etkisi yapmıştı üzerlerinde.Umutsuz bir vak’a olduğu anlaşılmıştı. Kısa bir tereddütün ardından,aile dostları,büyük ağabey’e;”sen gir,doktor ile sen konuş” deyiverdi o zaman.Ağabey,çaresiz girdi doktorun odasına.”Soğukkanlı olmalı böyle demlerde” diye içinden geçirdiyse de sonuç değişmeyecekti kuşkusuz.

Doktor : -- Neyiniz oluyor? Diye sordu.

Büyük Ağabey :-- Kardeşim,diye yanıtladı.

Doktor :   --Maalesef  kardeşinizde milyonda bir gördüğümüz ‘kas kanseri’ tesbit ettik.Tıbben bir acziyet içindeyiz. Yapabileceğimiz hiçbir şey yok.Elimizden bir şey gelmiyor. Tüm dünya

bu konuda çaresiz.En fazla iki ay ancak yaşar.Bu hastalık hızla ilerleme kaydeder. Kemiklerin kırılganlaşması yüzünden düşüp bir yerlerini kırabilir.Dikkati elden bırakmadan izlenmelidir.

Evdeki aynaları da bir süre sonra kaldırmanız gerekecektir.Kendini aynada görmesine neden olacak bir ortama izin vermeyin. Siz bile onu görmeye ve birlikte olmaya dayanamayacak bir hale düşeceksiniz.”

Doktor,sözlerine son noktayı koyarken, büyük ağabeyin gözyaşları,göz pınarlarına sığmıyor, çenesine doğru süzülüp iniyordu.Yutkunmak ve tek kelime edememek ne demektir bilir misiniz?

Doktorun odasını nasıl terk ettiğini anımsamıyor,dışarıda merakla bekleyenlere de ne cevap vereceğini kestiremiyor,kestirse de tek bir söz edecek mecali kendinde bulamıyordu.Durumu gözyaşları aslında ilan ediyor,bekleyenlere de soru soracak takat bırakmıyordu.Dışarı çıkar çıkmaz küçük, o denli de yakışıklı kardeşinin elinden tutarak gözyaşları eşliğinde hastaneden ayrıldılar.Kurtuluştan Ziya Gökalp caddesi istikametinde Kızılay meydanına kadar yürüdüler. Bu yürüyüş esnasında arkalarından yürüyen baba ve aile dostları ile bir tek kelime konuşmayı dahi başaramadı.Gözyaşları sanki sel olmuş akıyor,duygularına bir türlü ket vuramıyordu.

İlginçtir küçük kardeş,büyük ağabeyi kendinden beklenmeyecek bir olgunluk ve yetkinlik ile

teselli ediyordu bu kertede.Bir an hastaneden ayrılışlarını,Kızılay’a varışlarını duyumsadı.Yol

boyunca hiçbir şey hatırlamıyordu. İnsanlar,arabalar,o curcuna,şehrin hayhuyu,olanca ayartıcı yanlarına rağmen zerre kadar dikkatini çekmiyor;varsa yoksa gözlerinden süzülen yaşları iki de bir çaktırmadan güya silmekle yetiniyordu.

Neden sonra kendini toparlayan Büyük Ağabey,durumun hassasiyetini baba ve aile dostlarına bir fırsatını bularak anlatıverdi.Artık Ankara’da oyalanmanın da anlamı kalmamıştı. Boğazlarından herhangi bir şeyin geçmesi de mümkün değildi. Otobüs terminalinin yolunu tutmaktan başka yol görünmüyordu.

Terminal dediysem,o zaman Gençlik Parkı arkasındaydı.Yani tren garının yanı başındaydı. Haylice kalabalık bir gündü.Baba ve oğul için Büyük Ağabey bilet almaya yöneldi.Baba biraz ısrar ettiyse de üstelemedi. Sonradan anlaşıldı ki, o dalgılıkta,o can yanan acı günde, hırsızlar, yan kesiciler  babanın paralarını cepten uçuruvermişler.Üstelemeyişinin serencamı böylece sonraki günlerde ortaya çıkıverecekti.

Eskişehir’de akrabaları haber bekliyorlardı.Dönüşte onlara uğrama sözü vermişlerdi;ne ki bu durumda nasıl gidebileceklerdi? Bir kez söz vermişlerdi,uğramaya karar verdiler.Artık her şeyden  bir deva umuyorlardı.  ”Tebdili mekanda ferahlık vardır” sözü bir umudun ötesinde anlamlar simgeliyordu onlar için.Otobüse biniş ve inişleri burukluk üstüne burukluktu.İki geceden fazla kalamadılar.Bursa yeni bir kaderi  paylaşmak için onları kuşkusuz sabırsızca beklemekteydi.

Büyük Ağabey, onları uğurlayıp yeniden kendi dünyasına dönmüştü. Askerlik anılarına böyle acıların ekleneceğini nereden bilebilirdi ki…İzin almak sıkıntılı bir işti; ancak Bursa’dan da bir türlü eli olmuyordu.Hemen her on beş günde bir Bursa’ya gidip geliyordu. Kardeşini her görüşünde “İnşallah bir daha ki gelişimde mezarda ziyaret ederim.” Diyerek dayanılmaz acıyı bir daha yaşamanın zorluğu bağlamında dile getirmiş oluyordu.Gerçekten de iki ay yaklaşık bu ıstıraplarla geçti.Bitmek bilmeyen günlerdi.Derken bir hafta sonu izinli geldiğinde, büyük Ağabey o gün kardeşini evde göremeyince gizli bir sevinci de duymadı değil. Yüzüne bakabilmenin cesaret istediği günlere ermişti aile.Yavrucuk ömrünün günahtan azadeliği ve gün görmemişliğinin tazeliğinde veda edip gitmişti apansız ve amansız…Büyük Ağabey, onu bir yığın toprağın kara bağrında son bir kez ziyaret ederek teselli bulmaya çalıştıysa da, gözyaşlarının toprakla buluşmasına  engel olamamış,dalıp  gitmişti el ele tutuştuğu günlerin, anıların dünyasına….

 

 
Yorumlar
- Baba Yarısı
Bizim kültürümüzde abi için "baba yarısıdır" derler. Bize bu duyguları yeniden yaşatan hatıranızı okudum.Devamını dilerim. Gönlünüze sağlık.
Misafir, İbrahim KÖK
12 Şubat 2012 Pazar 13:12:56

- Bir temenni
85 ya da 86 senelerinin birinde sizi evinizde ziyaret ettik. Ben o sıralar ibrenin eksileri gösterdiği zihnimi meşgul eden sıkıntılardan dolayı sohbetimizin konusunu hatırlamıyorum ama birisi henüz yürümeye başlamış diğeri ancak emekleyerek yürüyebilen çocuklarınızı ve bulunduğumuz odadaki kitaplarınızı hatırlıyorum ve kitapların çokluğuna hayretler içerisinde kalmıştım. Bu kitapları süs olsun diye bulundurmadığınızı da çok iyi biliyorum. Benim anlamakta zorlandığım yazmakta neden bu kadar geç kaldığınızdır. Hala bir kitabınızın özlemi içerisindeyim. Hürmetle selam ederim.
Misafir, Mehmet ERSOY
04 Şubat 2012 Cumartesi 21:50:51

Benzer Haberler
 
Yorum Ekle
Üye değilseniz üye olmak için tıklayınız.
Kullanıcı Adı
Parola


Misafir Yorumu Ekle

Anket
Yeni Anaya neler getirir?
Ülkeye huzur, zenginlik ve adalet sağlayacaktır.
Anayasayal hükümler yazarak, beyinleri değiştiremezsiniz.
Cumhuriyetin temel nitelikleri yok edilecektir.
Ülkeyi ırk, mezhep ve sınıflara ayrıştırabilir.
Yapılmış ve yapılacak olan hiçbir şeye inanmıyorum.
Sonuçlar
En Çok Okunan Haberler
En Çok Yorumlanan Haberler


Künye - Reklam - İletişim - Misyon-Vizyon - Kurumsal - Gizlilik İlkeleri

Copyright © 2011 Gaste Bursa
Bu sitenin bütün hakları Gaste Bursa'ya aittir. Gaste Bursa İhlas Haber Ajansı'nın resmi abonesidir. Haber sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayın yapmaktadır. Gaste Bursa'da yayınlanan haberler ve makaleler İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazan kişiler sorumludur. Gaste Bursa Basın Ahlak İlkeleri'ne uymaya söz vermiştir.

Dünkü Gastebursa Bursa Haberleri -0,0625