Bir akşam, onlarca diziden birini baştan sona izleyip ,bitiminde “işte,bizim hayatımız;bu beni anlatıyor” dediğiniz oldu mu?Büyük çoğunluğunuzun ‘hayır!’ dediğini duyar gibiyim.
Vakti zamanında eldeki dolar-mark ve bileziklerini de vererek benim de çoluk çocuk, gönül rahatlığıyla izleyecek bir kanalım olsun,diyen hayırseverlerin gayretleriyle kurulan birkaç muhafazakar kanal,yaptığı 4.sınıf didaktik müsamerelerle bu işi hallettiğini düşünüyor.
Diğer kanalları izleyenler ise sanarsınız, sadece Nişantaşı,Bağdat Caddesi,Çamlıca sırtlarında villalarda,İzmir/Konak ve Konyaaltı Plajı’nda yaşıyor.
Muhafazakar kanallar, ifrat-tefrit arasında kaykay yapıyor,eline yüzüne bulaştırıyor ve o çıldırtası ‘mesaj kaygısı’ ile 2-3 bölüm sonra mecburen final bölümü yaparak ekranlardan sessizce kayboluveriyor.
Bazı kanallar var ki adete buradan değil de başka bir ülkeden –Patagonya mesela- yayın yapıyormuş gibi bütün dinsel refleksleri alınmış gibi, bütün İslami sembollerden ve bir insana Allah’ı çağrıştıracak konuşma ve olaylardan yalıtılmış bir şekilde yayınına devam ediyor.
Kurban Bayramı geldiğinde, cadde ve sokakların kan gölü olmasından tutun da magazinsel acemi kasap haberlerine, Ramazan Bayramı’nı ısrarla ve gözümüzün içine sokarcasına ‘Şeker Bayramı’ şeklinde kendilerine has çocuksu şirinliğiyle zihnimize boca ediyorlar. Üç aylar,kandiller,kutlu doğum v.s. haber altyazı spotlarında arada bir geçerse şükredin halinize.
Mübarek dizi kahramanlarında bir hizmetçi sevgisi var ki sormayın, hizmetçisiz ev yok sanar bunları izleyen elin garibanları. Esas oğlanlarımız ve esaslı kızlarımız, utanmasalar sabah kahvaltısında bile kırmızı şarap devirecekler. Bu ülkenin yüzde kaçında dört öğün yemeğin önünde arkasında içki içiliyor? Alkol almayan birileri varsa –dikkat buyurun- sağlık probleminden dolayıdır bunu da bilesiniz.
Dışarıda her naneyi yiyip gezip geldiği sonra tuvalete girdiği ayakkabısıyla evinin bütün metrekaresine temas eden kaç erkek-dişi yaşıyor bu ülkede?
Bütün kapıcı kızları paralı lise-üniversitede mi okuyor ve orada en afili delikanlıyı kapıp special mekânlarda oturup estetik diyaloglarla tarz aşklar yaşıyor?
Kendi nefsini aşağılayan, ben’ine aşık olmayan, ölse de ‘biz’ diyen bir dizi kahramanı var mı,varsa da ben mi bilmiyorum?
Anasınıfından yüksek öğretime her cinsin mutlaka sizin tabirinizle bir partneri var. Kimse boş değil maşallah! Efendi efendi okuluna gidip gelene geri zekâlı muamelesi yapacaksınız neredeyse. Anne-babaların çocuklarımızın erkek-kız arkadaşı yok diye profesyonel psikolojik destek aldığı bir çağda yaşıyoruz. Aklımı koru Allah’ım.
Bir şehrinde deprem olup binlerce ölü olan bir ülkede, kanallarında çöpçatan, magazin, plates saati programları ve o güne denk gelmiş reytingi bol dizisinin yayınına ara vermediği başka bir ülke var mıdır?
Gözünüze dursun ekonomik bağımsızlığınız e mi? Hep daha fazlasını istiyor herkes. Çok para,iyi arabalar,şirket patronluğu,özel davetler,çok seviyor olmanın ağırlık birimi pırlanta,mücevherler…
‘Kanaat Ekonomisi’ kavramı, çok satmayan bir kitap adı veya lanet olası sevimsiz bir belirtisiz ad tamlaması olarak mı kalacak aklınızda?
Eline fırsat geçen karısını aldatıyor, bir kadının havadan kaptığı nemden bile hamile kalacak olması(siz anladınız) ihtimaller dâhilinde oluyor. Köşke bacadan mı kapıdan mı girdiği belli olmayan bir velet yengesini baştan çıkarmak için fırsat kolluyor.
Etrafımızdaki çoğu insan, en yakınlarına telafisi imkansız(hukuk tabiri gibi oldu) kazıklar mı atıyor, sıkıştığında, daraldığında ve ne yapacağını bilemediğinde ilk fırsatta intihar mı ediyor?Bu ülkede insanlar,içinden çıkamadığı her şeyin sonunda ilmeği boynuna geçiren,hapları midesine indiren intiharcılar mezarlığına mı talip oluyor?
Kanalına göre kıyafetini, dekoltesini seçen, kitlelere göre senaryo değiştiren, makaslayan ve izlenmek uğruna bütün ahlaki-mesleki değerleri çiğneyen bu hijyenik timsahların, bukalemunların nefesi ne zaman tükenecek?
Oysa sizler, önceleri bir kelebek kozası kadar sevimli ve masum o beyaz camın günün birinde büyüyerek içinden zehirli yılanlar-çıyanlar çıkaracağını hiç hesap etmediniz değil mi?
Akşamları haber bülteni, deterjan ve naylon çorap reklamı, Anadolu insanına doyumsuz(!) eziyetler yaşatan Pazar Konseri, haftada bir Pazar Sineması… kadar ötelerde ve tehlikesiz kalabilseydi keşke.
O zaman, şimdiki mutsuzluğumuzu anlatan ve izlenme oranını hesap etmeden bir melodram çekin.
Kayseri’de bir liseli delikanlıyı çekin, her bölümde Filistin yolunda şehit olmaya bir adım daha yaklaşan.
Kırşehir’de coğrafya öğretmenliğini sekiz anlı şanlı senede bitiren, diploma alması ancak bölüm başkanının değişmesine bağlı olan gencin kısa filmini koyun haber öncesi.
Bir sahneniz olsun mesela, cemaatten bir kız, başka bir ekolden birinin evlenme teklifine, ev ablasından yediği zılgıttan ötürü ‘evet’ diyemediği bir zaman aralığı.
Bir adamı anlatın, uçakta sabah kahvaltısında omletle viski içen, yanındaki koltukta oturan ve hoşuna gitmeyen türden bir gazete okuyan adama ‘elimde olsa hepinizi doğrarım’diyen.
Başka bir adam anlatın, mücahitken müteahhit olup rüyalarını unutan. işini büyüten, eşini, semtini değiştiren ‘Allah’ın nimetlerinden faydalanmak lazım, canım!’diyen, namazları cem eden.
Bu ülkenin dizi ve sinemalarını izleyen dışarıdan birisi, bu zamana kadar bu topraklarda yaşanan bütün acıları, işkenceleri solcular çekmiş zanneder. Haydi, yeşil konformistler, aranızda bir babayiğit varsa, kıyın paracıklara bir sağcının bir İslamcının sekteye uğratılan şarkılarını, Mamak’ını Yusufiye’sini anlatsın aklı başında birkaç yönetmen.
Bir filmin adı da ‘Overlokçu’ olsun.Asgari ücretlilerin favori si olsun.File torbada küçük kırmızı elmaları çatır çatır yiyerek izlesin,kenar mahallenin çocukları.Paralı denekler,sabır imtihanlarıyla izlesin sonuna dek.
Memura, köyün genç imamına, kasabanın uzman çavuşuna, belediyenin su tahakkuk görevlisine varmayı hayal eden, illa da şehirde otururum diyen, kadın dergilerinin ancak ’otantik değerlerimiz’ sayfasında yer bulabilen kızlarımızı da gösterin olur mu?
Ekonomik bağımsızlık budalası, bir erkeğin eline mi bakacaksın, okuman lazım’ı tembihleyen annelerimizi anlatın, damat-gelin seçiminde ‘kadrolu-sözleşmeli-ücretli’ kriterleri olan.
Okumak için büyükşehire gittiğinde metroseksüel olan bıçkın delikanlıları, yüzlerini trend-marka rüzgarları vurmuş memur kızlarını, kabak çiçeği deneme-yanılmalarını, Emine’lerin Emo’laşmasını da anlatın bir ara.
Sırtını devlete dayamış; ama ahiretini satın alamamış işçi-memurların ev, araba, çocuk yarıştırmalarını atlamayın.
Okulunu sevmeyen çocukları, süpürdüğü yapraklara mısralar yazan temizlik şirketi işçisini mesela.
Yer minderlerinde bağdaş kuran, ortadaki çorba tepsisine kaşık sallayan, yapılan her yemekten bir tabak da komşulara verilen, bazen arabesk bazen zikirli bir ilahi, ailecek bir namaz hazırlığı, uzun bir yemek duası, bayramlarda Türkiye’nin bir ucunda bir ucuna zahmetli yolculuklar, otobüste izlenen sinema, her hali ve güzelliğiyle Türkan Şoray, göz çukurlarında birkaç damla yaş, muavinle memleket muhabbeti, bir dinlenme tesisinde yenen evde hazırlanmış nevale, düşer mi dersiniz kalbimizin genel izleyici kitlesine?
Çok şey istemiyoruz, azıcık, birazcık sahicilik istiyoruz.
Yerinde bir telaş, kulağımızı tırmalayan bir kapı gıcırtısı, içinde patates pişen bir göçmen sobası, sırtımızdan vurulduğumuzda o son bakış, ciğerimizi dağlayan bir Erzurum türküsü, bizi fabrika ayarlarımıza döndürmeye yetecektir.
----------------------------------
ahmetsakalar@hotmail.com |