Bugün
KUVVETLİ SAĞANAK YAĞIŞLI
7°C - 19°C
Yarın
SAĞANAK YAĞIŞLI
5°C - 20°C
   
 
  Selami Saygın'dan Taraf'ın Oryantalizmine cevap.
 
  13.09.2011 23:02:08
  Okunma Sayısı:904

AMA HANGİ KUR'AN'I ESAS ALACAĞIZ

 

Geçen haftaki “Türkler nasıl Müslüman oldu” yazısına okurlardan ağırlıklı olarak eleştiri mailleri aldım. Bu maillerin neredeyse tümü oldukça nazik bir dille kaleme alınmıştı. (Eleştirisinin neye olduğunu söylemeden “Bir daha da Tarafalmayacağım” diyen iki kişiyi de bu gruba sokuyorum.) Eleştirilerin özünü, Kuran ayetlerini lafzıyla eleştirmemin yanlışlığı oluşturuyordu. Her biri kendi çapında kelam, hadis ve tefsir âlimi olduğu anlaşılan bu okurların bana tavsiyesi Kuran’ın nasıl indirildiğini, sure ve ayetlerin nasıl okunması gerektiğini, vb. konuları öğrenmeden ağzımı açmamamdı. Ben de öyle yaptım. Bu hafta ağırlıklı olarak islamic-awareness.org adlı internet sitesindeki makalelerden yararlanarak Kuran’ın yazılış hikâyesini anlatmaya çalışacağım. Umarım amatör tefsircilere bir katkım olur...

***


Kuran, İslam inancına göre Allah’ın sözü kabul edilir. Yine İslam inancına göre Allah, Cebrail adlı bir melek aracılığıyla kendi sözlerini Muhammed’e iletir. Muhammed ise ‘vahiy kâtipleri’ adı verilen kişilere “tanrı” vahiylerini yazdırtır. Neden Peygamber kendisi yazmıyordu diye soranlara İslam âlimlerinin bir bölümü “Peygamber ümmi (okuma-yazma bilmez) idi” diye cevap veriyor, bir bölümü, vahiylerin Peygamber’in ölümünden çok kısa zaman öncesine kadar gelmeye devam ettiği, dolayısıyla henüz görev tamamlanmadığı için kayda geçmediği” şeklinde açıklama getiriyor. ‘Vahiy kâtiplerinin’ etnik veya dinî kökeni ile sayısı konusunda da bir uzlaşma yok. Ancak sayıları 40’a kadar çıkarılan bu kâtiplerden İslami kaynaklarda adı en çok tekrarlananlar Yunanlı Bel’am, Yaiş, Yemenli Cebr, Yessar, Addas, İman, İranlı Selman (Selman-ı Farisi), Yahudi Bahira, Verka, Abdullah İbn-i Selam.


Taşlar, deriler, ağaç kabukları

Ayetler “Lihaf” (küçük yassı taşlar), “Rıka” (deri, ağaç yaprağı, bir çeşit kâğıt), “Ektaf” (deve ve koyun kemikleri), “Ektab” (ağaç parçası) gibi nesnelere yazılmıştı. İbn’el-Nadim ve Buhari gibi güvenilir kaynaklara bakılırsa, Peygamber’e vahyedilmiş bazı ayetler (Şeytan Ayetleri gibi) Allah’ın dilemesi ile Peygamber’in hafızasından silinmişti. Nitekim Bakara Suresi’nin 106. ayetinde “Biz herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?” diyordu.) Böylece bazı ayetler bu malzemelere hiç yazılmamış ya da yazıldıktan sonra ortadan kaldırılmıştı. Yine bazı kaynaklara göre bazı ayetleri keçi yemişti. Geriye kalanların tümü Peygamber’in evinde iple bağlı olarak birarada duruyordu, diyen kaynak varsa da ağaç kabuğunun ya da yaprağın, derinin birbirine bağlanması mümkünse de, taşın, kemiğin bağlanması imkânsız olduğundan bunun İslami bir efsane olduğu anlaşılıyor.


Yemame Savaşı’nın zayiatı

Nitekim Peygamber’in ölümünden sonra dinden dönmelerin (ridde) artması ve 633 yılında, İlk Halife Ebubekir’in ordularıyla ‘Yalancı Peygamber’ Müseylimet’ül-Kezzap’ın orduları arasında yapılan Yemame Savaşı’nda 70 kadar hafızın ölmesi üzerine, (Ebubekir’in ölümünden sonra İkinci Halife olacak) Ömer’in ayetleri derleme işine önce “Peygamberin yapmadığı şeyi yapmak nasıl doğru olabilir?” diye itiraz eden ancak sonra bunun gerekli olduğunu kabul eden Ebubekir’in bu işle görevlendirdiği Zeyd bin Sabit “Ebubekir bana ‘Sen akıllı bir gençsin. Peygamber’e vahiy yazdığın için senin başaracağına güveniyorum. Araştır ve topla Kuran ayetlerini’ dedi. Allah’a ant içerek söylerim ki, dağlardan bir dağı yükleyip taşımayı önerseydi, buyurup verdiği görev kadar bana ağır gelmeyecekti. Yani Kuran’ı derlemek kadar...” demiş.


Ebubekir’in derlemesi

Derleme işinde hafızasına başvurulacak kişilerin sayısı konusunda İslami kaynaklarda ufak tefek farklılıklar vardır ancak en iyimser tahminde bu kişilerin yediyi aşmadığı anlaşılır. Örneğin Buhari’nin “E’s-Sahih” adlı eserinde geçen dört hadisten ilki şöyledir: “Amr İbnü’l-Ass anlatıyor: Peygamber’in ‘Kuran’ı dört kişiden alın, Abdullah İbn-i Mes’ud’dan, Salim’den, Muaz’dan (Muaz İbn-i Cebel) ve Übeyy İbn-i Ka’b’den’ dediğini işittim.” İkinci hadiste Peygamber’in hizmetkârı Enes anlatır: “Peygamber öldüğünde, dört kişiden başka Kuran’ı tümüyle ezberlemiş olan yoktu. Ebu’d-Derda, Muaz İbn-i Cebel, Zeyd İbn-i Sabit ve Ebu Zeyd.” Üçüncü hadis sahabeden olmayan ilahiyatçı Katade’den aktarılır: “Malik oğlu Enes’e; ‘Peygamber döneminde, Kuran’ı tümüyle ezberleyenler kimlerdir’ diye sordum. Şu karşılığı verdi: ‘Dört kişi. Tümü de Medineli. Übeyy İbn-i Ka’b, Muaz İbn-i Cebel, Zeyd İbn-i Sabit ve Ebu Zeyd...”


Ayeti nerede buldu?

Bu hadislerde adları yazılı olanları topladığımız zaman “Peygamber döneminde Kuran’ı tümüyle ezberlemiş olanların sayısı yedi (İbn-i Mesud, Salim, Muaz bin Cebel, Übeyy bin Ka’b, Ebu’d-Derda, Zeyd bin Sabit ve Ebu Zeyd) idi” demek mümkün.

Hafızlar heyeti oluşturulduktan sonra Ömer ile Zeyd, herkesin elindeki ayetleri getirmesini istemişlerdi. Zeyd, herhangi bir ayeti yazıya geçirmek için, iki şahidi şart koşmuştu. Ancak sonunda bir şahitle ‘Mushaf’a koymak zorunda kaldığı ayetler de oldu. Örneğin Tevbe Suresi’nin son iki ayeti böyleydi. Zeyd şöyle demişti bu konuda: “Tevbe Suresi’nin son iki ayetini Ebu Huzeyme’de buldum, ki başkasında bulamamıştım bu parçayı.” (İslam âlimlerinin bu sapmayı meşrulaştırma cümlelerinden biri şu: “İki şahit derken, birinci şahit ayetin yazılı olduğu nesne, ikinci şahit ise hafızlardan biriydi.” Bu açıklamanın doğru olup olmadığını konunun uzmanlarına bırakıp devam edelim.)


Özel Mushaflar

Ancak, bu işler yapılırken, hafızlar grubundan bazı kişiler kendi Mushaflarını oluşturuyorlardı. Böylece ortaya Ibni Mesud’un Mushafı, Übeyy Ibni Ka’b’ın Mushafı, Abdullah Ibni Abbas’ın Mushafı, (Peygamber’in eşlerinden) Aişe’nin Mushafı, (daha sonra Dördüncü Halife olacak) Ali’nin Mushafı gibi değişik Mushaflar çıkmıştı. 15. yüzyıl ilahiyatçısı Suyuti, El İtkan Fi Ulumil Kuran (kısaca İtkan, Kuran İlimleri Ansiklopedisi) adlı eserinde bu Mushaflar arasındaki farkları gösteren bir liste yayımlamıştı. Buna göre Ibni Mesud’un Mushafı’nda Fatiha Suresi gibi çok temel bir sure ile Felak ve Nas Sureleri yoktu. Ali’nin Mushafı’nda surelerin sırası bugünkünden farklıydı. (Ayrıca Suyuti kitabında, Bakara Suresi’nin orijinalinde Ahzab Suresi ile aynı uzunlukta olduğunu belirtiyor. Oysa bugün, eldeki ‘resmî’ Kuran’da, Bakara Suresi 286 ayet iken, Ahzab Suresi 73 ayet.)

Sonuçta Zeyd başkanlığındaki heyetin Kuran’ı derleme ve yazma işi bir yıl sürdü...

 

Ayşe Hür/Taraf


--------------------------------------------------------------------------------------

 

KUR'AN TARİHİ VE TARAF'IN ORYANTALİZMİ

 

Eskiden beri İslam'a muhalif olan çevreler Kur'an ve Hz. Muhammed (sav) hakkında İslam inançlarını tartışma konusu yapmak istemiştir. Ancak XIX. Yüzyılda Oryantalizmin gelişip güçlenmesi ile birlikte, Kur'an ve Hz. Muhammed hakkında daha çok Müslümanları şüpheye sevk edeceği var sayılan görüşler daha sistemli bir halde yapılmaya başlanmıştır. Oryantalizm olarak bilinen bu çabaların zirveye çıktığı bu dönemde İslam dünyası kendisini
siyasi ve askeri açıdan korumaktan aciz olduğu gibi, oryantalist denilen batılı araştırmacıların uçuk, kaçık ve mesnetsiz saldırılarına da cevap vermede yeterince etkili olamamıştır.

Osmanlı döneminde oryantalizm yerine daha çok Müsteşrik kelimesi kullanılmıştır. Doğu bilimcisi anlamına gelen bir kavramdır. Doğunun din, dil, düşünce, sanat ve tarih gibi alanlarında incelemeler yapan, araştırmacı anlamında kullanılmıştır. Bu dönem aynı zamanda Batı sömürgeciliğinin de bütün dünyayı bu arada İslam dünyasını da büyük ölçüde işgal ettiği,sömürgeleştirdiği bir dönemdir. Sömürgecilerin askeri araç ve gereçler kadar sömürgeleştirdikleri toplumun yapısı, inançları, dili, tarihi ve edebiyatı hakkındaki malumata duydukları ihtiyacı büyük ölçüde oryantalistler karşılamıştır. Sömürgeciliğin yaygınlaşmasına paralel olarak oryantalizmin de yaygınlaşması bir rastlantı değil dönemin siyasi şartlarının bir sonucu olmuştur.

Oryantalistler genel olarak, "İslam'ın İsevilik ve Musevilikten bağımsız bir din" olmadığı, İslam'ın "kadın erkek eşitsizliğine" dayandığı, "özgür düşünceyi" yasakladığı bu yüzden "İslam toplumlarının Avrupalı Hıristiyan toplumlara göre" geri kaldığı gibi bir gerçeğe dayanmayan, daha çok sanal bilgilerden oluşan önyargılarını uzun bir dönem "bilimsel görüş" adıyla
telkin etmişlerdir. Teslim etmek lazım ki bu telkinlerinde önemli ölçüde başarılı da olmuşlardır.

Türkiye'de de uzun bir zamandan beri doğrudan Kur'an'ı hedef alan, "onda tutarsızlık, insan tabiatına ve ihtiyaçlarına aykırılık" arayan görüşler oryantalistlerin telkinleri ve yönlendirmeleri ile etkili olmuştur. Medya alanında bu görüşlerin etkisi, haber, film, makale ve kitaplarda çok sayıda örneklere sahiptir. İslam'a ve Kur'an'a karşı bu oryantalist bakış ve
değerlendirmelerin Türkiye'de fazlaca rağbet gördüğü yayın organlarından birisi de Taraf Gazetesi'dir. Bu gazete de 28-29 Ağustos 2011'de Ayşe Hür imzası ile yayınlanan "Hangi Kur'an" ve "Türkler Nasıl Müslüman Oldu" başlıklı yazılar, oryantalist görüşlerle Kur'an ve onun tarihi eleştirilmeye çalışılmıştır.

Hatırlanmalıdır ki, Allah'ın Hz. Muhammed'e gönderdiği bilgi "vahiy" diye adlandırılmıştır. Sözlükte; "güzel konuşma, emretme, ilham etme, ima ve işaret etme, seslenme, fısıldama, mektup yazma ve gönderme" anlamına gelir. Hz. Muhammed kendisine gönderilen vahyin insanlara ulaştırılması kadar onun korunmasında da büyük bir titizlik ve gayret içinde olmuştur. Gelen vahyi, ayetleri kendisi ezberlediği gibi Müslümanların arasında da durumu müsait olanlara ezberletmiştir. Ezberleme o günün şartlarında öğrenme ihtiyacını
karşılamasının yanında, ayetlerin korunmasını da sağlamanın bir yoludur.


Kur'an'ı, ayetleri ezberleyen Müslümanlar "hafız" diye adlandırılmıştır. Hafız ise koruyan, koruyucu demektir. Türkçede kullanılan muhafız kelimesinin kökü de hafızdır. Ancak Kur'an'ın, vahyin korunması yalnızca onun ezberlenmesi (hıfzedilmesi) yoluyla olmuş değildir. Ezberin yanında Hz. Muhammed gelen ayetleri yazdırmak için okuma yazma bilen bazı Sahabeleri de yazmakla görevlendirmişti ki bunlar "vahiy katibi" diye bilinmektedir. Vahiy
katiplerinin sayıları konusunda farklı görüşler var ise de en çok bilinenleri; Hz. Ebubekir, Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Ömer, Muaz bin Cebel, Übey bin Kab, Muğire bin Şube, Zeyd bin Sabit vb. Bu isimler arasına sonradan bazı hayali veya münasebetsiz isimlerin eklenmesi, Kur'an'ın
yazdırıldığı, yazıya geçirildiği gerçeğini ortadan kaldırmaz.[Zaten Kur'anın onda birini yazıp getirmeleri (Hud 13) nin istenmesi de yazılı bir meydan okumadır ve daha Mekke döneminde ayetlerin yazıldığının bir açıklamasıdır]

Kur'an ayetlerinin yazılarak bir araya toplanması "Kur'an'ın cemi" diye adlandırılmıştır. Kur'an'ın cemi, Hz. Peygamber, Hz. Ebubekir ve Hz. Osman dönemleri olmak üzere üç ayrı devirde yapılmıştır.

1-Hz. Muhammed döneminde Kur'anın cemi: Kur'an ayetleri, vahiyler, Usub (Asib'in çoğuludur. Hurma dalına verilen bir isimdir. Hurma'nın dış kabuğu soyularak geniş tarafına yazı yazılırdı), Lihaf (Lahfe'nin çoğuludur. Yontulmuş ince taş demektir.), Ruka' (Ruk'a'nın çoğuludur. İnce deri veya kâğıt parçası demektir.), Ektaf (Ketif kelimesinin çoğuludur. Düzgün tahta parçası demektir) gibi yazı araçlarının üzerine yazılırdı. Zaten aldığı
ayetleri insanlara öğretmekle görevli olan peygamberin onların bir kısmını insanlara öğretirken diğer bir kısmını saklayıp öğretmemesi yahut aldığı ayetlerin bir kısmını yazdırırken diğer bir kısmını yazdırmayışı düşünülemez. Bu yazı araçları ise Hz. Peygamber'in evinde iple bağlanarak koruma altına alınmıştır.

2-Hz. Ebu Bekir döneminde Kur'an'ın cemi ise; yazı araçları ve günlük hayatta yazının kullanılması gelişmiş değildi. Kur'an ayetleri her ne kadar yazılmış ve Hz. Muhammed'in evinde koruma altına alınmış ise de, ayetlere ihtiyaç duyulduğunda istenilen her zamanda yazılı olan sayfaları herkesin görme imkanı olmamıştır. Bu ihtiyaç ise daha çok ezber yoluyla
karşılanmıştır. Herkesin baştan sona bütün Kur'an ayetlerini ezberlemesi ve bütün hayatı boyunca ezberindekileri aklında tutabilmesi mümkün değildir. Bu yüzden Kur'an'ı ezberlemiş olanlar, hafız olanlar İslam toplumunda büyük saygı gören kimseler olmuştur. Ancak bu şahısların da çeşitli yollarla vefat etmiş olması, Kur'an'ın yazılı halinin korunmasının önemini giderek arttırmıştır. Yalancı Peygamber Müseylemetül Kezzab ve taraftarlarına karşı yapılan Yemame Savaşında da çok sayıda Hafız Sahabenin ölümü üzerine, Hz. Ömer'in teklifi ile Zeyd bin Sabit bu iş için görevlendirilmiştir. Zeyd ise hem Hz. Muhammed'in evindeki yazılı  parçalara hem de herkese ilan ederek her kimin yanında ayrıca yazılı ayet varsa, ezberinde ayet varsa iki şahit huzurunda bunların getirilmesini istemiştir. Nihayet toplanan ayetler bir sıra halinde tertip edilmiştir. Sıralamanın ise tevkifi (vahye dayalı) olduğu görüşüne karşılık, sıralamanın sahabenin içtihadına bağlı olarak düzenlendiği görüşü de savunulmuştur. Ancak büyük çoğunluk sıralamanın, Cebrail'in Hz. Muhammed'e öğrettiği şekliyle tevkifi olarak yapıldığı görüşünü kabul etmiştir.

3-Hz. Osman döneminde Kur'an'ın cemi; Sahih-i Buhari'de Kitabü'l-Fedailü'l Kur'an bölümünde yer alan bilgiye göre; Azerbaycan ve Ermeniyye seferine katılan Irak ve Şam (Suriye) askerlerinin bazı ayetlerin okunma farklılığının yol açtığı tartışmanın büyümesi üzerine Huzeyfe bin El-Yeman; bu tartışmaları sonuçlandırması için, Kur'an nüshalarının çoğaltılarak belli başlı şehirlere gönderilmesini teklif etmiştir. Hz. Osman ise Zeyd bin Sabit, Abdullah bin Zübeyir, Said bin As, Abdurrahman bin Haris bin Hişam'dan oluşan bir komisyonu, Hz. Peygamber'in eşi Hz. Hafsa'nın evinde koruma altında tutulan Kur'an'ı çoğaltmalarını istemiştir. Komisyon başkanı Zeyd bin Sabit Medineli ve Ensardan iken diğerleri Mekkeli ve Mucir, yani . Çoğaltılan nüsha sayısı hakkında da dörtten yediye kadar
farklı görüşler bilinmektedir. Çoğaltılan nüshaların bir tanesi Medine'de alıkonulmuş "İmam nüsha" diye adlandırılmıştır. Diğerleri ise Mekke, Şam, Bahreyn, Kufe, Yemen ve Basra'ya gönderilmiştir.

Kur'an'ın çoğaltılması istinsah, yan, nüshalandırma, bir çeşit fotokopi etme iken, Mushaf ise sahifelendirilmiş, sahife haline getirilmiş yahut yazıya dökülerek kitaplaştırılmış demektir. Zaten kitap kelimesinin kökeni de ketebe/yazmak'tır. Bu yüzden Mushaf kelimesi Kur'an'ın karşılığı olarak onun adı gibi kullanılmıştır. Ashab döneminde okuma yazma bilenlerin ayetleri
yazdıkları bilinmektedir. Hz. Muhammed'in ayetlerin dışında kendisinden duyulanların yazılmaması yönündeki telkinleri de bu görüşü doğrulamaktadır. Böylece okur yazan olanların içinde Kur'an'ı tümüyle yazarak kendi yanında tutanlar olduğu gibi, bütün zamanını Hz. Muhammed'in yanında geçir(e)memek gibi nedenlere bağlı olarak, Kur'an'ın yalnızca bazı bölümlerini, bir kısmını yazanlarda olmuştur. Bir sınıfta ders anlatan hocanın söylediklerini
yazan öğrencilerin yazdıkları arasında uzunluk, kısalık farklılıklarının olması gibi Ashab yazmaları arasında da benzer uzunluk, kısalık örneklerinin bulunması, orta yerde farklı Kur'an nüshalarının olduğu anlamına gelmez. Üstelik bu sahabelerin isimleri anılarak, Ali Kur'an'ı veya Abdullah İbni Mesut Kur'an'ı gibi birbirinden farklı, bir biriyle ilgisiz apayrı Kur'anlardan söz etmek, bir farklılık iddiası ile adı geçen sahabe isimlerini sıralamak yalnızca cehaletle açıklanabilecek bir durum değildir. Cehaletin yanı sıra kötü bir niyetin de dışa vurmasıdır.

 

Selami Saygın/Gaste Bursa

 
Yorumlar
Benzer Haberler
 
Yorum Ekle
Üye değilseniz üye olmak için tıklayınız.
Kullanıcı Adı
Parola


Misafir Yorumu Ekle

 
 
Anket
Yeni Anaya neler getirir?
Ülkeye huzur, zenginlik ve adalet sağlayacaktır.
Anayasayal hükümler yazarak, beyinleri değiştiremezsiniz.
Cumhuriyetin temel nitelikleri yok edilecektir.
Ülkeyi ırk, mezhep ve sınıflara ayrıştırabilir.
Yapılmış ve yapılacak olan hiçbir şeye inanmıyorum.
Sonuçlar
En Çok Okunan Haberler
En Çok Yorumlanan Haberler


Künye - Reklam - İletişim - Misyon-Vizyon - Kurumsal - Gizlilik İlkeleri

Copyright © 2011 Gaste Bursa
Bu sitenin bütün hakları Gaste Bursa'ya aittir. Gaste Bursa İhlas Haber Ajansı'nın resmi abonesidir. Haber sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayın yapmaktadır. Gaste Bursa'da yayınlanan haberler ve makaleler İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazan kişiler sorumludur. Gaste Bursa Basın Ahlak İlkeleri'ne uymaya söz vermiştir.

Dünkü Gastebursa Bursa Haberleri -0,0625