Bugün
KUVVETLİ SAĞANAK YAĞIŞLI
7°C - 19°C
Yarın
SAĞANAK YAĞIŞLI
5°C - 20°C
   
 
  Aykan Erdemir: “CHP keşke tabandaki vizyonu özümseyebilseydi”
 
  08.06.2011 21:40:02
  Okunma Sayısı:1399

YENİ CHP’NİN VİZYONER ADAYI AYKAN ERDEMİR: “CHP KEŞKE TABANDAKİ VİZYONU ÖZÜMSEYEBİLSEYDİ”

Türkiye 12 Haziran 2011 Pazar günü yapılacak Genel Seçimlere kilitlenmişken Gaste Bursa olarak biz de kendi üslubumuzca sürece bir göz atalım dedik. “Ne yapalım” diye düşünürken aklımıza milletvekili adaylarıyla son bir röportaj yapmak geldi. Seçimin en önemli iki partisinden birisi olan CHP’den bir isim arayışı içerisindeyken göz attığımız aday listesinde CHP dördüncü sıra adayı Aykan Erdemir’i bulmakta aslında çok da zorlanmadık. Dördüncü sırada olmasına rağmen bizce CHP listesinin en dikkat çeken adaylarından birisi olarak gördüğümüz Aykan Erdemir’i konuk ettik. Biz sorduk o cevap verdi. Ortaya keyifli bir röportaj çıktı.

Akademik kariyerinizde sizin sürekli gündeme getirdiğiniz iki kavram, iki öncelik var: Özgürlükçü demokrasi ve güçlü sosyal devlet. Politikacı Aykan Erdemir için bu önceliklerin yeri hala aynı mı?

Kesinlikle, zaten CHP’nin 2011 seçim kampanyasında merkeze aldığı iki kavram özgürlükçü demokrasi ve güçlü sosyal devlet. Bu iki kavramın merkeze alınması hiç de şaşırtıcı değil, çünkü sosyal demokrasi tüm dünyada hep özgürlük ve eşitlik bayrağını yükseltmiştir. Özgürlük ve eşitliğe aynı derecede önem vermiştir. Ben de hayatım boyunca, kendimi hep sosyal demokrat olarak tanımlamış bir kişiyim. Dolayısıyla bugün benim siyasetimin merkezinde de bu iki kavram var. CHP’nin 2011 yılında bu iki kavramı kampanyasının tam da merkezine alması benim için çok sevindirici bir gelişme. Böyle bir dönemde görev almaktan son derece mutluyum. Çünkü ben Türkiye’nin temel sorunlarının ancak özgürlükçü demokrasi ve güçlü sosyal devletle çözülebileceğini düşünüyorum.

TÜRKİYENİN EN ÖNEMLİ MESELESİ ÖZGÜR İNSANI YARATMAK

Bir söyleşinizde şöyle diyorsunuz: “Türkiye’de eşit olan özgür değildir, özgür olan da eşit değildir”. Bu sözünüzü açabilir misiniz?

Ben o söyleşide şunu ifade etmiştim: “Özgür olmadan eşit olunmaz, eşit olmadan da özgür olunmaz”. Bu da sosyal demokrasinin temel ilkesidir. Özgür insana ulaşabilmenin yolu eşitlikçi ve özgürlükçü politikaları bir arada yürütmektedir. Özgür insan temel hak ve özgürlükleri güvence altına alınmış insandır. Özgür insan, düşünce ve ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve girişim özgürlüğü güvence altına alınmış insandır. Aynı zamanda da güçlü sosyal devlet sayesinde ekonomik bağımsızlığına kavuşmuş, ekonomik endişeleri giderilmiş insandır. Bu iki güvence bir arada olmadıkça biz özgür insan hedefimize ulaşamayız. Bugün Türkiye’nin en önemli sorunu özgür insana ulaşmaktır. Özgür insan, özgür düşünebilen, karşı çıkabilen ve eleştirmekten korkmayan insandır. Bugün Türkiye’deki en büyük tehlike otoriter rejim ve korku toplumuysa, bu ortamda yükseltmemiz gereken en önemli siyasi gündem özgür insandır.

MUHAFAZAKÂR BİR GÜNDEMİN TOPLUMA DAYATILMASINA SESSİZ KALAMAZDIM

Kariyerinize bakınca çok iyi bir eğitim, iyi okullar, internetteki çeşitli portallarda öğrencilerinizin ya da sizi yakından tanıyanların yaptıkları yorumları görünce insanı imrendiren cümleler var. Siz bütün bunları bir kenara bırakıyorsunuz, yıllarca emek harcadığınız kariyerinizi tersiyle ittiğiniz elinizi getiriyorsunuz, taşın altına koyuyorsunuz. Sizi ODTÜ’de akademisyenliği bırakıp ben artık siyasette sesimi duyuracağım demeye iten sebep ya da sebepler neler?

Bu kararı vermemde iki şey etkili oldu. Birincisi Türkiye’nin şu anda içinden geçtiği dönem, şu anda yaşamakta olduğumuz baskıcı rejim ve korku toplumu. Belki Türkiye daha önce de zor dönemlerden geçti ama iktidarın bugünkü kadar merkezileştiği, baskının yoğunlaştığı ve korkunun tabana yayıldığı bir dönem yaşamadık diye düşünüyorum. Siyasete atılmamın birinci nedeni bu baskılara karşı çıkmaktır.

İkinci nedense tarih bilincimdir. Dünyada demokrasinin sekteye uğradığı dönemlerde, baskıcı rejimlerin yükselişe geçtiği dönemlerde, gerekli toplumsal refleks gösterilemediği için, gerekli toplumsal muhalefet yükseltilmediği için büyük acılar yaşanmıştır. Toplumun vicdanı olması gereken kişiler ve kesimler, örneğin Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde daha etkin bir siyasi mücadele yürütmüş olsalardı, otoriter rejimlere karşı seslerini daha yüksek çıkarabilselerdi, belki de bu acılar yaşanmazdı, on milyonlarca insan ölmezdi. Baskıcı bir rejimin egemen olduğu Türkiye, otoriter bir liderin egemen olduğu Türkiye gerek toplumumuz için, gerekse bölge coğrafyası için büyük bir tehlikedir.

Ben bugün ülkem için de, Ortadoğu için de, dünya için de endişeliyim. Bugünkü iktidarın dünyayı, biz ve ötekiler olarak ayırması, dünyaya medeniyetler penceresinden bakması benim endişemi daha da derinleştiriyor. Bakın bugün dünyada bir yanda medeniyetler çatışması tezi var diğer yanda da medeniyetler buluşması tezi var. Dikkat ederseniz her iki yaklaşım da oldukça sorunlu bir siyasi zihniyetin dışa vurumu... Dünyayı medeniyetlere ayıran, insanlığı bölen, ayrıştıran, ötekileştiren bir yaklaşımdır bu. Böyle bir dönemde Türkiye’nin medeniyetlerin sözde fay hattında otoriter bir liderle macera peşinde koşması ürkütücüdür.

Biz sosyal demokratlar olarak şuna inanıyoruz: İnsanlık tek bir ailedir, hepimiz kardeşiz ve dünyadaki tek medeniyet hepimizin mensubu olduğumuz evrensel uygarlıktır. Çünkü hepimizin kaygı ve korkuları aynıdır. Latin Amerika olsun, Afrika olsun, Asya olsun tüm dünyada çocuklarımız için daha iyi bir gelecek istiyoruz, daha iyi eğitim istiyoruz, daha iyi sağlık hizmeti istiyoruz. Yaşanabilir kentler, sürdürülebilir kalkınma, yenilenebilir enerji istiyoruz. Bakın bunların hiçbirinin medeniyetler çatışması ya da buluşması tezleriyle yakından uzaktan bir alakası yoktur. Bizim bir dünya vatandaşı olarak en yakıcı sorunlarımıza hiçbir yanıt getirmeyen, aksine muhafazakâr gündemi topluma dayatmaya çalışan bir zihniyetin iktidarını kuvvetlendirmesi karşısında ben de sessiz kalamazdım. Kendim için, ailem için, çocuklarım için sesimi yükseltmek zorundaydım. Öğrencilerim için de Türkiye için de sesimi yükseltmeliydim. Dolayısıyla bugünkü konumumda tam da yapmam gereken işi yapıyorum, tam da olmam gereken yerdeyim diye düşünüyorum.

KILIÇDAROĞLU BAŞÖRTÜSÜ SORUNUNUN TOPLUMSAL MUTABAKATLA ÇÖZÜLEBİLECEĞİNİN BİLİNCİNDE OLAN TEK LİDER

Eşit ve özgür Türkiye hayalinizde başörtüsü nerede duruyor? Öğrencilerinizden size yansımaları mutlaka olmuştur, başörtüsü sorununa nasıl bakıyorsunuz?

-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu halkımıza söz verdi ve halkın iktidarında başörtüsü sorununun çözüleceğini belirtti. Herkes bir sihirli formül, bir çılgın proje beklentisi içine girdi. Hâlbuki Kemal Kılıçdaroğlu çözümün adresi olarak hep müzakere ve toplumsal mutabakatı gösterdi. Zaten derin toplumsal sorunlar ancak ve ancak farklı kesimleri bir araya getiren toplumsal müzakere süreçleriyle çözülebilir. Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin 2011’de Türkiye’ye tepeden inmeci ve dayatmacı değil de, müzakereci bir çözüm süreci önermesi benim için çok anlamlıdır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun sihirli formülü yoktur, çünkü Kemal Kılıçdaroğlu çözümün yalnızca ve yalnızca müzakere ve toplumsal mutabakatla sağlanabileceğinin bilincinde olan tek liderdir. Bu yönüyle de Recep Tayyip Erdoğan’dan ayrılmaktadır. Erdoğan, dokuz yıllık hükümranlığına rağmen sorunda bir ilerleme sağlayamamıştır ve belki de sağlamak istememiştir. Zaten müzakere ve toplumsal mutabakat kendisinin siyasi zihniyetine yabancı kavramlardır.

Benim açımdan bugün Türkiye’de temel hak ve özgürlükleri güvence altına almak, eşitlik gündemini yükseltmek önemlidir. Türkiye’deki 40 farklı sivil toplum kuruluşunu bir araya getirip oluşturduğumuz Ayrımcılık Karşıtı Koalisyon çalışmamızda ben şunu gördüm: Alevi örgütlerinden Mazlum-Der’e, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği örgütlerinden de engelli örgütlerine ve Kürt örgütlerinden Roman örgütlerine geniş kesimleri bir araya getirdiğimiz süreçte ortak hedefler için asgari müşterekte uzlaşabiliyoruz. Çok farklı dünya görüşleri, çok farklı hedefleri ve çok farklı yaşam tarzları olan 40 sivil toplum kuruluşu eğer doğru ortam sağlanırsa ve doğru süreç yönetilirse bir araya gelip birbirlerinin hakları için emek verebiliyor. İşte benim Türkiye için öngördüğüm barışçı vizyon budur. Ben bugün bu vizyonun CHP’nin siyasi gündemini de oluşturduğunu biliyorum. “CHP varsa herkes için var” diyebilmek benim için mutluluk verici.

ANCAK EŞİT YURTTAŞLIK İLE HER KESİMİN MUTLULUĞU SAĞLANABİLİR

Kürt sorunu da mı özgürlükçü demokrasi ve güçlü sosyal devlet bağlamında çözüme kavuşacak?

-CHP’nin son bir sene içinde bu konuya çok net bir yaklaşımı oldu. Bu yaklaşımın adı üçüncü yoldur. Türkiye’de bir yanda etnik kimlik temelli, diğer yanda da inanç temelli politikalar yükselirken, CHP üçüncü bir yolun varlığını hatırlatıyor. Özgürlükçü demokrasi ve eşit yurttaşlık hepimizi kucaklayabilen tek siyasettir diyor. Bu benim de bütün yüreğimle inandığım çözümdür. Türkiye’de her türlü ayrımcılık giderilmeden, eşit yurttaşlık temelinde her vatandaşa eşit fırsat ve olanaklar tanıyan bir sistem oluşturulmadan ne Kürt vatandaşlarımız, ne de Türk vatandaşlarımız mutlu olabilir. Bir yanda şiddetten, diğer yanda da hiddetten bunalmış insanlar, CHP’nin üçüncü yoluna, yani Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha insancıl ve daha barışçı buldukları politikasına yöneliyorlar. Kemal Kılıçdaroğlu’nun şahsında, konuşmalarında ve insan ilişkilerinde bu sıcak yaklaşımı çok açık hissedebiliyorsunuz. Batman’da sokakta vatandaşla iç içe olan, Diyarbakır’da koruması olmadan sokakta vatandaşıyla kucaklaşan Kemal Kılıçdaroğlu portresinde bu yaklaşımın sahiciliğini görebiliyoruz.

GELENEĞİ OLMAYANLAR DEĞİŞİMİ BAŞARAMAZ

Politik arenada, partinize artık  ‘Yeni CHP’ olarak yaklaşılıyor, ama siz ısrarla “Hayır! CHP hala eski CHP, ama yeni filizler var” diyorsunuz. Neler değişti de yeni filizlere, yeni düşüncelere önem verilmeye başlandı?

- Bugün Türkiye’nin gereksinim duyduğu büyük dönüşümü sağlayabilecek yegâne kurum CHP’dir. CHP’deki dönüşümü hem CHP’liler hem de Türkiye daha iyi anlamadıkça Türkiye’nin gereksinim duyduğu dönüşümün önü de açılamaz diye düşünüyorum. Biz CHP’yi köklü bir çınara benzetiyoruz. CHP geleneğin içinden gelen, kadim bir örgüt… Türkiye’nin en köklü kurumlarından biri... Ama CHP aynı zamanda kendi içinde Türkiye’nin en önemli değişimlerini yaşamış, en önemli atılımlarını yapmış olan kurum. Hep yeni filizler vermiş. Cumhuriyeti kuran, çok partili rejime geçişi sağlayan, ortanın soluyla Türkiye’ye sosyal demokrasiyi getiren ve 2010 yılına geldiğimizde de özgürlükçü demokrasi gündemiyle Türkiye’de baskıcı rejime karşı tek başına mücadele eden bir örgüt. Dolayısıyla bu bizim ilk değişimimiz, ilk atılımımız değil.

Bu değişimi inanılır ve gerçekleşebilir kılan nedir? CHP köklü bir gelenekten geliyor. Sürekli bir değişim geleneği var, bu değişimi daha önce de başarmış, biliyoruz ki yine yapabilir.

CHP, örgütüyle, kurumsallığıyla, tarihsel misyonuyla, köklerinden kopmadan büyük atılımlar yapabilen ve gençlere hem bugünü hem de yarını emanet edebilen bir felsefenin örgütüdür. CHP’nin değişimi başarmadaki en büyük gücünün güçlü geleneği olduğuna inanıyorum. Ben bir sosyal antropolog olarak hep şunu söylemişimdir, ”Geleneği olmayanlar değişimi başaramaz”. Türkiye siyasi tarihine baktığınız zaman geleneği olmayan partilerin büyük iddialarla yola çıkıp daha sonra geride bir tabela bile bırakmadan yok olduğunu görürüz. Pek çok benzerinin de bir fırtına gibi siyasi yaşamımıza girip aynı hızla çıktığı gibi, AKP de yakında siyaset sahnemizden silinecektir. AKP, kökleri ve geleneği olmadığı için, ne değişimin mimarı olabilir, ne de kalıcı olabilir diyorum.

12 Haziran’dan sonra nasıl bir Türkiye var hayalinizde? Hangi hayaliniz gerçek olacak?

-12 Haziran’dan sonrası için hayal ettiğim Türkiye, aslında bugünden belirmeye başladı, o yüzden mutluyum. Benim hayalim baskı ne derece yoğunlaşırsa yoğunlaşsın, korku ne derece tabana yayılırsa yayılsın, boyun eğmeyen, karşı çıkan ve muhalif duran bir Türkiye toplumuydu. Son bir yıl içerisinde CHP’nin önderliğinde önemli bir toplumsal muhalefet yükselişe geçti. Artık vatandaşların seslerini yükselttiklerini, mücadelemizde görev aldıklarını, kendilerini topluma karşı sorumlu hissettiklerini görüyorum. Özellikle gençlerimizi ve kadınlarımızı toplumsal muhalefetin yeşerdiği her platformda ve her mecrada görmekteyim. Bu da beni çok mutlu ediyor. Zaten benim 13 Haziran’da görmek istediğim Türkiye, böyle bir Türkiye. Benim özlemim hak bildiği yoldan dönmeyen insanların Türkiye’sidir. Kemal Kılıçdaroğlu, seçim sürecinde böyle bir Türkiye’yi oluşturmayı başardıysa ne mutlu bize, ne mutlu demokrasimize diyorum.

BURSA TÜRKİYE’NİN SOSYAL DEMOKRAT İKTİDARININ ANAHTARI

Bursa’ya dönersek; kontenjan adaylarına, diğer kentlerde olduğu gibi önyargıyla yaklaşılıyor. Sizin Bursa ile bağlarınız var ama partinizin Bursa tabanından değilsiniz. Seçildikten sonra Bursa’yı unutacak mısınız?

-Gerek Uludağ Üniversitesi kurucu rektörü Prof.Dr. Ömer Fethi Tezok’un torunu olan eşim Tuğba’nın gerekse benim Bursa’yla çok derinden gönül bağlarımız var. Ben nasıl seçilmeden önce Bursa’yı hiç unutmadıysam, seçildikten sonra da hayatımda bir değişiklik olmayacak. Bursa benim için Türkiye kadar önemli bir projedir. Nasıl Türkiye’de sosyal demokrat bir iktidarı kurmak için sürekli kafa yoruyorsam, Bursa’nın da Türkiye’de sosyal demokrat iktidarın anahtarı olan kent olduğunun bilinciyle Bursa için de kafa yoruyorum. Bursa’da sosyal demokrat bir kenti, sosyal demokrat bir kentliliği nasıl oluştururuz diye hep düşündüm, emek verdim. Kampanya döneminde Bursalı hemşehrilerim de siyasetimin merkezinde Bursa’nın yer aldığını görme fırsatını yakaladılar. Hemşerilerim, önümüzdeki yasama döneminde Bursa için vereceğim mücadeleyi yakından izleme olanağı bulacaklar.

BURSA’NIN EN ÖNEMLİ EKSİKLERİ: ÖZGÜRLÜK VE VİZYON

Bursa kabuğunu nasıl kıracak? Yüksek kent kültürünü oluşturmak, sizin söyleminizle “giydirilen deli gömleğini” çıkarmak nasıl mümkün olacak?

-Bursa çok büyük potansiyele sahip olan bir şehir, dünyada öne çıkabilecek, dünya kenti olabilecek bir şehir. Ama sizin de belirttiğiniz gibi Bursa kabuğunu kıramıyor. Daha da üzüntü verici olan şu ki muhafazakâr politikalar ve sınırlamalar tıpkı bir deli gömleği gibi Bursamızı geri bırakıyor. Bursa’nın açılması, atılım yapması ve büyümesi bilerek veya bilmeyerek engelleniyor.

Bugün Bursa’yı dünyada rekabet ettiği büyük metropollerle kıyasladığınızda, çok önemli eksiklikler göze çarpıyor. Bence Bursa’nın en önemli eksikliği özgürlük ve bununla bağlantılı olarak da vizyon. AKP yöneticileri özgür bir Bursa hayal edemedikleri için, gelişmiş bir Bursa vizyonuna da sahip olamıyorlar. Özgür bir kent yaratıcı sınıflarıyla, sanatçılarıyla, bilim insanlarıyla ve tasarımcılarıyla sürekli devinim içinde ilerleyen bir kenttir. Sokaklarından KOBİ’lerine, kafelerinden Ar-Ge merkezlerine hep o yaratıcı kültürün, hep o özgür kültürün dolaştığı kenttir. Bugünkü Bursa’da ne yazık ki bu dinamizmi göremiyoruz.

Bugün Bursa’da arzu ettiğimiz özgür, dinamik ve yenileşimci ortamı bir tek CHP’nin yönettiği Nilüfer ilçemizde görüyoruz. Ben hep şunu söylüyorum, Bursalılar ayaklarıyla oy veriyor, Bursalılar rahat bir nefes almak için Nilüfer’e koşuyor, evlerini ve işlerini Nilüfer’e taşıyor ve Nilüfer’i yaşamlarının merkezine yerleştiriyor. Ayaklarınızın sizi nereye taşıdığı, yani ayaklarla verilen oy, dünyadaki en samimi oydur. Sandığa atılan oydan daha önemlidir. Bütün dünyada yaratıcı sınıfları, bilim insanlarını ve toplumsal dönüşümün mimarlarını özgür ülkeler ve özgür kentler çeker.

Bugün baskıcı rejimin egemen olduğu ülkelerde, baskıcı anlayışın egemen olduğu kentlerde,  yaratıcılık da yoktur, ilerleme de yoktur, sürdürülebilir ekonomik büyüme de yoktur.  Evet, otoriter rejimler belki kısa dönemli ekonomik büyüme sağlayabilir, fakat Nazi Almanyası ve Faşist İtalya örneklerinden gördüğümüz üzere her zaman çok büyük toplumsal bedeller ödetirler. Toplumu, ekonomiyi, siyaseti ve kültürü dibe vurdururlar. Dünya tarihine kara bir leke olarak geçerler.

Bugün Bursa’nın ihtiyaç duyduğu böylesine baskıcı ve muhafazakâr bir kalkınma modeli değil, özgürleştiren ve dünyadaki diğer metropollerle yarıştıran bir yaklaşımdır. Bizim temel sorumuz dünyadaki diğer metropollerle nasıl yarışacağımız olmalıdır. Bursamız’da çok önemli bir mimarın imzasını taşıyan ve çok önemli koleksiyonlara ev sahipliği yapan bir çağdaş sanat müzemiz olmasını çok önemsiyorum. Aynı şekilde dünyadaki en önemli ve zengin repertuarlardan birine sahip bir balemiz ve operamız olmalı. Dünyanın en önemli sanatçılarını ağırlayan birkaç senfoni orkestramız olmalı. Dünyanın seçkin yemeklerini hem Bursalılara hem de turistlerimize sunan Michelin yıldızlı restoranlarımız olmalı. Dünyanın ilk 100 üniversitesi arasına girmiş üniversiteleri, dünyanın en önemli teknoparklarını ve AR-GE merkezlerini, kısaca üniversite-sanayi işbirliğinin en iyi örneklerini Bursa’da görebilmeliyiz. Peki bugün bu saydıklarımı Bursa’da görebiliyor muyuz?

Sanat ve yaratıcılık bir şehrin havasında hissedilmiyorsa, o şehir ekonomik olarak da çökmüş ya da çökecek demektir. Bugünkü muhafazakâr zihniyet bizi düşük katma değerli fason üretim yapan bir batağa sürüklemektedir. Ama CHP’nin vizyonu yenileşimdir, markadır, patenttir, faydalı modeldir, yüksek katma değerdir, Nobel ödülleridir. Dünyanın en nitelikli insan kaynağını cezbeden bir Bursa’dır. Bu dediklerimi de Türkiye’de yalnızca ve yalnızca CHP gerçekleştirebilir. Bursa’da bu iddiama insaf sahibi muhafazakâr seçmenimiz de, Bursalı girişimciler de, Bursalı sanayiciler de onay verecektir diye düşünüyorum.

CHP KEŞKE TABANDAKİ VİZYONU ÖZÜMSEYEBİLSEYDİ…

Çağdaş sanat müzesi, bale, opera gibi hedeflerinizin partinizi elitist, yine halktan kopuk imajına geri götürebileceğinden çekinmiyor musunuz?

Aksine ben bunları CHP’nin yeterince vurgulamadığını düşünüyorum. Bu sanat gündeminin günümüzün en önemli halkçı gündemlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Nedenini söyleyeyim. Bugün Bursa’da büyük sıkıntılar çeken esnafımızın ve turizmcilerimizin kurtuluşu bu bahsettiğim Bursa’dan geçiyor. Bakın bugün Bursa’ya gelen turist yalnızca bir gece konaklıyor ve yalnızca 3-5 kuruş harcıyor. Ben Bursa’daki orta halli esnafımıza ve işsiz gençlerimize şunu vaat ediyorum:  Çok para harcayacak ve çok gece konaklayacak yüksek nitelikli turist aynı zamanda gençlerimize istihdam olanağı sağlayacak bir turizm sektörü, esnafımıza yüksek kazanç sağlayacak bir müşteri kitlesidir. CHP, keşke bugüne kadar tabandaki, yani geniş halk kitlelerindeki bu vizyonu daha da büyük heyecanla sahiplenseydi.

AYDINLAR WEİMAR CUMHURİYETİ DENEYİMİNDEN DERS ÇIKARMALI

Son olarak, Türkiye’ye, seçmene, gençlere nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Sözlerimi dünya siyasi tarihine bir referansla bitirmek isterim. Genelde siyasetimiz oldukça miyop ve tarihdışı bir siyaset. Nazilerin iktidara gelmesinden önce, Weimar Cumhuriyeti döneminde, gelecek baskıcı ve karanlık dönemi öngöremeyen çok sayıda aydın da gerekli karşı duruşu gösterememiş, gerekli toplumsal muhalefeti oluşturamamıştı. Weimar Cumhuriyeti deneyiminden Türkiye’nin aydınlarının ve sanatçılarının ders çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Weimar Cumhuriyeti elbette kusursuz bir cumhuriyet değildi. Weimar demokrasisinin sorunları çoktu ama yine de Weimar Cumhuriyeti, onu takip eden Nazi vahşetinden çok daha iyiydi.

Dolayısıyla, bugün Türkiye’de de cumhuriyetimizde ve demokrasimizde geliştirilmeye açık yönler olabilir. Ama şunu unutmayalım: Güçler ayrılığının, yargı bağımsızlığının, temel hak ve özgürlüklerin yok olduğu baskıcı ve otoriter bir Türkiye’de gerçekten çok karanlık günler yaşayabiliriz. Bunun bedelini de yalnızca biz ve çocuklarımız ödemez, tarih boyunca bu topraklarda yaşayan insanları utandıracak gelişmeler de yaşanabilir.

Hem kendimiz ve çocuklarımız için, hem de gelecekte bizlerin mirasçısı olacak nesiller için “otoriter rejime dur diyelim” çağrısıyla sözlerime son vermek isterim.

 
Yorumlar
Benzer Haberler
 
Yorum Ekle
Üye değilseniz üye olmak için tıklayınız.
Kullanıcı Adı
Parola


Misafir Yorumu Ekle

 
 
Anket
Yeni Anaya neler getirir?
Ülkeye huzur, zenginlik ve adalet sağlayacaktır.
Anayasayal hükümler yazarak, beyinleri değiştiremezsiniz.
Cumhuriyetin temel nitelikleri yok edilecektir.
Ülkeyi ırk, mezhep ve sınıflara ayrıştırabilir.
Yapılmış ve yapılacak olan hiçbir şeye inanmıyorum.
Sonuçlar
En Çok Okunan Haberler
En Çok Yorumlanan Haberler


Künye - Reklam - İletişim - Misyon-Vizyon - Kurumsal - Gizlilik İlkeleri

Copyright © 2011 Gaste Bursa
Bu sitenin bütün hakları Gaste Bursa'ya aittir. Gaste Bursa İhlas Haber Ajansı'nın resmi abonesidir. Haber sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayın yapmaktadır. Gaste Bursa'da yayınlanan haberler ve makaleler İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazan kişiler sorumludur. Gaste Bursa Basın Ahlak İlkeleri'ne uymaya söz vermiştir.

Dünkü Gastebursa Bursa Haberleri -0,0625