|
Haberturk’ün blog yazarı Hande Köseoğlu, daha önce de dizilerle ilgili yazmıştı. “Etraf Bihter kaynıyor” yazısıyla gündemi sarsmış, Bihter modelinde, iyi eğitimli ama üretmeye değil tüketmeye endeksli jenerasyonu “Sadece tüketmeye programlı, işe yaramayan ve bunu bir şey sanma modasına kapılmış bir genç kadın türü” şeklinde tanımlayarak sıkı bir eleştiri yazmıştı.
Ardından da “2 Şehit 1 Bihter eder mi?” yazısıyla, Mutlu Tönbekici’nin “19 madenci 1 Münevver etmedi” yazısına benzer bir eleştiri getirerek “Bihter’in cenazesi kaldırıldı” haberinin, “11 şehit haberi”nden daha fazla okunmasını eleştirmişti.
Hande Köseoğlu’nun bugünkü blog paylaşımına attığı başlık da çarpıcıydı: Saat 20:00… Şimdi tecavüz zamanı!
“Gerçek hayatta ne varsa dizilerde de o var” söylemiyle yazılan senaryoları, bir zamanların meşhur dizisi Dallas’a dönen ahlaksız ilişkileri, çirkin şiddet sahnelerini eleştiren yazıyı sizlerin de dikkatine sunuyoruz efendim…
Saat 20:00… Şimdi tecavüz zamanı!
Televizyon dizilerini takip etmek için herkesin farklı farklı nedenleri var, benimkiyse kafa dağıtmak.
Bütün gün yüklendiğim gerilimden, stresten biraz olsun arınmak. Ağlamalı dizilere bu nedenle çok fazla tahammül edemiyorum.
Ancak artık Yaprak Dökümü tarzı ağlamayı geçtik, mevzu daha da derinleşti.
Selma Aliye Kavaf tarzı düşüncelere dalacağım hiç aklıma gelmezdi ama durum ürkütücü bir hal almaya başladı. Başı da “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” çekiyor.
Sistem şu:
“Gerçek hayatta ne varsa dizilerde de o var” söyleminin arkasına sığınıp ne var ne yoksa gösterelim.
Herkes birbirini dövsün, öldürsün, karısını kocasını aldatsın, metreslerini sıraya dizsin, o da yetmezse tecavüz etsin.
Bu sahneler mutlaka uzun uzun, yakın plan çekilsin. Dizide bundan başka olay olmasın.
Arkadan en damar dram müziği verilsin.
Bu sayede herkes ders alır, “Cık cık!” der ve çok daha sağduyulu bir toplum oluruz.
Ya da sonsuz bir bilinçle “Bunlar sadece dizi yahu, ahlak bekçiliği size mi kaldı, kumandan var, istemiyorsan izleme” der, günlük güneşlik hayatına kaldığı yerden devam eder.
Yani her türlü kafalar rahat.
Öyle mi?
Peki.
|