|
Son günlerin en sıcak tartışması muhakkak ki, Cumhuriyet döneminde yaşanılan olaylardır. Kimilerine göre katliam, kimilerine göre ayaklanmanın bastırılması...
bu tartışmalara farklı bir bakış açısı kazandırmak için Sn. Ömer Faruk Tazefidan Gastebursa okurları için analiz hazırladı. Konunun yorum ve analizinde çok farklı noktaları yakalayacağınız gibi ilk defa gastebursa'dan öğreneceğiniz olayların başındaki komutanın kimliği gündeme bomba gibi düştü.
İşte Sn. Ömer Faruk Tazefidan'ın analiz ve yorumu:
ZİLAN OLAYLARININ KOMUTANI KİMİN BABASI?
Toplum-devlet ilişkilerini incelerken veya analiz ederken ön plana çıkan en önemli argüman, toplumun siyasal bilinci ve psikolojik yapısının niteliğidir.
Son günlerde ülkemizin siyasal gündemine oturan Cumhuriyet dönemi olaylarından Dersim Olayı ve diğerleri hakkında yapılan analiz ve yorumlarda işte bu siyasal bilinç ve psikolojik altyapı hakim olmaktadır.
Yılların aldanmışlığı veya hipnotize olunmuş bir rolde davranışa sürüklenmek ne demektir bunu yaşamaktayız.
Yapılan tartışmaların nasıl bir kutuplaşmaya yönlendirildiği ve kişilerin bu olaylar üzerinden nasıl bir taraftarlığa sürüklendiğini görmemek mümkün mü?
Garip değil ki, çünkü cumhuriyetin tek parti yönetimi ilk yıllardan itibaren devlet-vatandaş ilişkilerinde vatandaşı “minnet borcu”yla karşı karşıya bırakmış, bunun gereği olarak da vatandaşı ödev ve görevlerle örülü bir vatandaşlık bağıyla tahakkümü altına almıştır.
Dersim olaylarının tartışmalarında ön plana çıkan rejim taraftarlığı bu psikolojik altyapının gereği güdümlü taraftarlık refleksleridir.
Tartışmaları “cumhuriyet düşmanlığı” na çekme hali ise dayanılmaz hafifliğin fotoğrafı...
Cumhuriyet yönetim biçiminden muzdarip olan kimse yok ki, neden konu buraya çekiliyor?
Bu tutum, tartışmada rejimin zulmünün hatırlatılması ve düşüncede ortaya çıkarılan “mayınlı alana çekme” manevrasıdır. Eğer karşı tarafı bu mayınlı düşünce alanına çekerlerse konunun özünden kopup, akla hayale gelmeyecek itham ve suçlamalarla kişiyi sersemletmek ve bir daha bu konularda konuşmaya cesaret edemeyecek bir korku psikolojisini hakim kılmak...
işte bu kutuplaşma içinde Dersim olaylarını konuşmaya çalışıyoruz.
Ne kadar gerçekleri konuşabiliriz ki?
Sadece dersim değil ki... İstiklal Mahkemeleri, İsklipli Atıf hocanın katledilmesi, Atatürk'ün hoca nikahlı eşi Fikriye Hanım'ın öldürülmesi, Ali Şükrü'nün katledilmesi, Topal Osman'ın sonu, deli Halid Olayı, Mustafa Muğlalı olayı, Zilan olayları.....
Cumhuriyet tarihinin karanlık dehlizlerinde kaybolmaktan korkulan nice karanlıkta kalan olaylar.
Dersim ve Zilan olaylarında tartışılan konu parağraflara ayrılmadığı için kuru gürültü yayılmakta ortalığa...
Bu olaylarda devlet güçlerinin olayların üzerine gitmesi tartışılmıyor ki. Devlet güçleri doğaldır ki eline silah alan gruplarla savaşacaktır.
Konunun neden ve sebeplerinin tahlilinden öte, devlet güçlerinin elinde silah olmayan kadın, çocuk, bebek, ihtiyar demeden toplu olarak bir bölgenin insanını öldürmesidir.
Dersim bölgesinde 1936 yılında devlet bir bildiri yayınlayarak bölge insanının elindeki silahları teslim etmelerini bildiriyor ve Genel Kurmay verilerine göre 9.000 silah teslim ediliyor.yani insanlar silahsızlaştırılıyor ilk önce... Ardından 1937'de ayaklanma teşhisiyle bölgeye giriliyor ve binlerce insan katlediliyor. Litereatüre göre bunun adı katletmektir. Eğer bu olaylarda binlerce direnişçi öldürülseydi bu bir bastırma olurdu. Ancak o günün gazete manşetleri ve haberleşme raporlarında ortaya çıkan acı gerçek silme-yoketme operasyonunun icra edildiği yönündedir.
Konuyu tartışanların veya dinleyenlerin üzerinde durmadıkları esas nokta burası...
diğer olay 1930 yılında Van'ın Erciş çevresindeki Zilan deresinde yaşanılan karanlık olaylar...
Bölgede yaşayan aşiret veya grupların vergi vermeyi reddetmesi, askere gitmemesi veya devlet güçlerine mukavemet göstermeleri...vb. Birçok konu konuşulabilir. Bunların siyasal, sosyal veya ekonomik iç yüzleri ayrı tartışılır. Ancak dikkat çeken nokta bu Zilan dresinde tam 15.000 kişinin bir anda öldürülmesidir.
Bunun nasıl bir izahı olur?
Olayın tanıklarının anlattıkları insanın beynini zorluyor.
Bu kadar vatandaşın devlet güçleri tarafından Zilan deresinde toplatılması ve kadın, çocuk, hamile, bebek, ihtiyar demeden, elinde silah olup olmadığına bakmadan bu kadar hunharca öldürülmesi nasıl izah edilebilir.
“Günün şartlarına göre düşünmek gerekiyor “ , “devlet bekasını düşünmek zorunda” gibi absürt, irrasyonel bir zihni çıkarımla bu olaylar normalleştirilebilir mi?
Rejimi koruma ve kollama refleksi bu kadar insanın katledilmesini ne kadar bahane oluşturabilir?
Bu konuları konuşmak rejim düşmanlığı mıdır?
Bu olayları konuşurken devlet, rejim gibi kavramları ön planda tutacağımıza devleti yöneten veya o olaylarda görev yapan kişileri birey olarak neden konuşmayız ?
Korkuyoruz...!
yıllardan beri tahakküm altında tuttuğumuz vatandaşın gerçekleri görüp aldanmışlık psikolojisiyle hareket ederek bazı rejim yaygaracılarının maskesi düşecek çünkü!
Tarihin karanlık odalarının ürpertisiyle bugün saraylarında güç vehmeden elitlerin güçleri ve sarayları yıkılacak, bundan korkuluyor!
CHP ve MHP'nin bu konuların konuşulmasına gösterdikleri tepki ve hırçınlıkları işte bundan...
CHP zaten bu olayların planlayıcısı ve icra edici makamında olmanın sıkıntısı ve utancıyla karşı karşıya...
MHP kutsallaştırdığı devlet algısının ve rejim bekçiliğinin altında kalmaktan korkuyor...
Zira yıllardan beri rejimin verlığıyla kendisinin hegemonyasının idamesini paralel düşünmüş bir siyasal zihniyet...
CHP yıllardan beri destekçisi olarak gördüğü bir kesimle yüzleşmekten korkuyor, nitekim bu yüzleşme yokoluşunu hazırlayabilecek ağırlıkta.
İşte bu siyasal takıntılarda bugün konuşulamayan, bilinmeyen öyle bir nokta var ki, duyulduğunda nefesleri kesecek bir gerçek...
Bu olaylarda bu bastırma, yoketme planlarını yapan makamda CHP ve onun yöneticileri var.
En önemli ve suçlanan kişiler Atatürk ve CHP lideri İsmet İnönü.
Peki bu talimatları uygulayan veya talimat değilse bu katliamı yapan askeri komutan kim?
Tarihi olaylarla günümüzdeki gelişmeleri birleştirerek kendinize bir tarihi projeksiyon çıkaracaksanız buna şaşıracaksınız.
Zilan Deresinde tam 15.000 kişinin katledilmesi olayında askeri komutan Derviş Bey'in Alparslan Türkeş'in babası olduğu iddia ediliyor.
Bu bilgi doğru mu, Yanlış mı?
Olayın hala yaşayan tanıklarının beyanlarında bu konu ve isim net olarak ifade edilmektedir.
Bu bilginin açıklanması ve resmi belgelerin kamuoyuyla paylaşılması tarihi bir zorunluluktur. |