|
2012 yılının siyasal olaylar açısından kritik bir dönemeç olduğu yönündeki analizler yaygınlaşmaktadır. Yeni anayasanın hazırlanması, Ergenekon ve Balyoz davalarının sonuçlanması, Ortadoğu'da ortaya çıkan sorunların bölgesel bir savaşa dönüşmesi, enerji kaynaklarının kontrolü ve enerji hatlarının güvenliğinin sağlanması politikalarının küresel kutuplaşmalara sebep olabileceği ve bölgesel güç olarak etkinliğini artıran Türkiye'nin bu rol kimliğini pasifleştirmeyi hedefleyen uluslararası politikaların yaygınlaşması vb....
bütün bu sonuçların ortaya çıkması 2012 yılını çok ciddi bir şekilde analiz etmemizi gerektiriyor. Ancak bunların yanısıra Türkiye'nin iç politikada hala varlığını ve etkinliğini sürdürmeye çalışan jakoben elit kadronun senaryolarını unutmamak gerekiyor. Siyasi komplolarla dolu siyasal tarihimizin bazı senaryoları bugün de sahnelenmektedir. İşte bunlardan bir tanesi de Hrant Dink Davsına yapılan müdahale ve dava sonucunda ortaya çıkan toplumsal, siyasal ve hukuki tartışma ve sivil itaatsizlik örnekleri...
Gaste Bursa yine özel bir çalışma yaparak Hrant Dink davasının arkaplanını görmeye çalışıyor.
Daha önce de analizlerine başvurduğumuz Ömer Faruk Fidan, bu sefer Hrant Dink konusunu bizim için analiz yaptı.
Ömer Faruk FİDAN'ın analizini sunuyoruz:
Siz de Hrant Dink misiniz?
Cumhuriyetin ilk yıllarında modernleşmenin rol modeli olarak enjekte edilen batı modernizmi, sadece kılık kıyafette değil devletin yönetim sisteminin bütün aşamalarında kendini göstermiştir. Demokratikleşme adına dini değerleri ve dinle harmanlanmış kültürel motifleri “arkaik” olarak kabul eden ve bunlara karşı laikliği temel politika olarak yürürlüğe sokan elit kadro, siyasal despotizmle bu kavramları toplumsal bilince zorla kabul ettirmiştir. Bundan sonra toplumsal algı bu zehirli virüsün etkisiyle sisteme karşı farklı bir alternatif sunmayı vatana ihanet olarak kabul edegelmiştir. Tabi ki bu sistemin elit kadrosu da adeta kutsallaştırılmış ve masumiyet karinesiyle bütünleştirilmiştir. Bu ülke kalkınacaksa, bu ülke modernleşecekse, bu ülke demokratikleşecekse kısacası herbir yenilik ve “bravo” vasfına haiz ne olacaksa bu elit kadro tarafından ancak üretilir ve icra olunur. Bunun dışında alternatif başarı iddiası kimin haddine düşer....
İşte bu günlerde yaşanılan tartışmaların özünde bu yatmaktadır. Ergenekon ve Balyoz davaları başta olmak üzere diğer türev davalarda tutuklanan kişilerin tutuklanmalarına karşı gösterilen tepki ve yapılan yorumlar hep bu psikolojinin eseridir.
İlker Başbuğ’un tutuklanmasında da bunun yansımasını gördük.
Hrant Dink davasının üzerinden yapılan gösterilerde çok sinsi bir plan yürütülmektedir. Bayraklaştırılan itiraz sebebi göklerde dalgalanırken toplumun psikolojisine enjekte edilen virüs çok farklı sonuçları hedeflemektedir.
Hrant Dink davasının sonucunda örgütle bağlantısının karara bağlanmamasına karşı sivil itaatsizlik mi isteniyor.
Tamam. Destekliyoruz.
Ama bunu bi açalım
Ergenekon davası ve balyoz davası ilişkili tutuklamaların gerekçelerinde örgüt bağının kuvvetli delil olarak kabul edilmesine gösterilen tepkiyi ne çabuk unutuyoruz. Tutuklanan kişilerin kutsanmış elitler olması hasabiyle bu kişilere böyle bir suçlamanın yapılamayacağını bangır bangır haykıran kişilerin bugün Hrant Dink davasında örgüt bağı çıkarılsın diye yürümelerinin adını siz koyun. Bu nasıl bir hukuk ve yargı tasavvurudur?
Aynı şey Şike davasında Aziz Yıldırım hakkında verilen tutuklama gerekçesinde kuvvetli delil olarak gösterilen örgüt suçlamasına aynı tepkiler gösterilmişti.
İlker Başbuğ’un Genel kurmay başkanı olmasının herhangi bir örgüt bağı veya lideri olmasını sanki engelliyormuş gibi kutsanmış elit kişi muamelesi gösterilmesini de hatırlayalım.
Bunları hatırlatırken hiçbir şekilde şahsi bir yargılamanın sonucu olarak bunları söylemiyorum. Toplumsal bilincin nasıl yönlendirildiğine örnek veriyorum.
O zaman bunlara karşı sert yorum yapanlar bugün Hrant Dink davasında örgüt bağının yargı eliyle kanıtlanmasını istiyorlar.
Neden?
Birinci beklenti:
Ergenekonun dışarıdaki uzantıları bu davanın böyle sonuçlanmasını özellikle böyle planladılar. Ergenekonun dışardaki uzantılarının hala yargıya müdahale etmeye çalıştıklarını başka bir davada kabul edilen iddianameile gördük. Eski adalet bakanı ve etrafındakilerin davası....
Dink davası böyle sonuçlanarak iktidar iki yönlü kıskacın içine alınmak isteniyr.
Birincisi; örgüt bağı konusunda toplumun çok büyük bir kesiminin ittifak ettiği bu dava üzerinden iktidar suçlanacak ve toplumsal psikolojide örgüt bağı kavramı mide bulandıran bir hale düşürülecek. Böylelikle toplum örgüt bağı konusunun artık inandırıcılığının kalmadığı ve bunun siyasal iktidar tarafından istediği kişilere karşı kullandığı bir suçlama olduğu ikna edilecek ve bu kavram laçkalaştırılacak....
İkincisi; bu davada örgüt bağı olmadığı tezi özellikle Danıştay davasında da emsal olarak kullanılacak ve bu davada da olay bireysel bir olay haline dönüştürülecek. Eğer danıştay davasında da örgüt bağı yoktur kararı çıkartılabilinirse Islak İmza (Dursun Çiçek) davası da ferdi bir çalışma vasfına büründürülecek. Ve ardından Deniz Kuvvetlerindeki Casusluk davası sıra bekliyor tabi bu da suçun şahsiliği kapsamında değerlendirilmeye namzet bir dava.
Bütün bu silsile ana davalar olan Ergenekon ve Balyoz davalarının kimyasını bozacak ve yüzyılın davası zincirleme stratejiyle kadük bırakılacaktır.
PKK ve KCK ile çok stratejik bir politikanın uygulandığı bugünlerde bu gösteri yürüyüşlerini çok iyi tahlil etmek zorundayız.
2012 yılı ekonomik açıdan bilmem ama siyasi konular açısından Türk siyasi tarihinin dönüm noktası olacaktır.
Siz de Hrank Dink misiniz bilmem ama geleceğinizi birilerinin malzemesi olarak inşa etmemelisniz.
Türkiye’de doğan her güneş farklı bir mevsimin habercisi olabiliyor. Önemli olan sizin bağışıklık sisteminizin buna hazır olup olmadığıdır. |