Gaste Bursa | İnternetteki Haberiniz
Gaste Bursa - Hava Durumu Güneşli
31°C
17°C
Yarın Parçalı Bulutlu
32°C/18°C
Gaste Bursa - Hava Durumu
Sık Kullanılanlara Ekle | Açılış Sayfası Yap | İletişim | Künye
Güncelleme: 01 Ocak 0001 Pazartesi 00:00 TSİ



Tanrı Fikri
Metin Önal Mengüşoğlu
0
Yorum   Yorum Gönder     Metin: A A     Diğer Yazıları    Bookmark and Share
 

 

Yeryüzünde iki millet vardır denildiğinde İlahî Vahyin tanımlamasını tekrarlamış oluruz. İki milleti bir an için doğu ve batının temsil ettiğini düşünelim. Bu durumda biz çoğunluğu doğuda yaşayan İslâm Milletinin ehliyiz demektir. Milletimize mensup insanları nicedir batıya göndermekteyiz. Orada bir müddet yaşamakta, onların dil ve kültürlerini öğrenerek geri dönmekteler. Dönenlerden kimileri bizi batı hakkında sahih biçimde bilgilendirirken kimileri görgülerini neredeyse başımıza kakmaktalar. Öyle ki ağızları, dilleri, tanımları bile bize değişmiş gözükmektedir. Bazen kültür gösterisi bazen fiyaka maksadıyla büyük ve anlamadığımız sözler söyleyerek şaşkınlığımızı artırmaktadırlar.

Onlardan birisinin dilinden düşürmediği, hayli sıklıkla kullandığı şu Tanrı Fikri ifadesi bu husustaki hakikati ne ölçüde yansıtmaktadır? Düşünme, konuşma ve yazı dilinin temel terim ve kavramlarını İlahî Vahy’in kılavuzluğundan edinmiş birisinin böyle bir dili kullanması nasıl mümkün olmaktadır? Tanrı Fikri ifadesi ve Allah hakkında böylesi bir idrak, batı filozoflarından ‘Tanrı’yı insan yaratmıştır’ diyenlere ait değil midir? Bir de belki güya Tanrı tanımazlara cevap yetiştirmeye kalkışan kifayetsizlerin sarıldığı muhtevasız bir reçetedir. Çünkü fikir, bizatihi beşerin ürettiği sübjektif bir faaliyettir. Mesela tasavvur da böyledir. Tanrı Tasavvuru denildiğinde de durum değişmez. Her iki beşerî faaliyet kalpte bir sûreti/ şekli meydana gelebilen şeyler için kullanılır. Allah hakkında bunu bir Müslüman nasıl düşünebilir? Müslümanlar ancak Allah’ın her türlü nimeti üzerinde fikir ve tasavvur yürütülebileceğinden haberli olmalıdırlar. Tanıklık ettiğimiz âlemdeki nesne ve nimetlerin kalpte şekillendirilmesi, onlar hakkında fikir üretilmesi bilgisi, sıradan insanların bile bilincinde bir mevkie sahiptir.  

İnsan kültür gösterisi hevesine kapıldı mı bir kez, önünde durulamaz. Türlü fantastik yaveleri kullanarak süksesini artırmaya çalışır. Ne var ki böylesine hassas konularda müminlerin daha dikkatli olması umulur.

Bilgi ve görgüsü (!) artsın diye batıya gönderdiklerimizden bilerek ya da bilmeyerek zihni çelinen kimselerin, bazen de çok üst perdeden fikirlerini bize dayatmak istemeleri belki samimiyetlerindendir. Bireyciliğin yaygınlaşması sonucu batıda Tanrı Fikri’nin tahrip edildiğini gözlemiş olabilirler. Ancak aynı batıda bireycilikten önceki inanç manzumesine ait Tanrı Fikri de zaten sapkın bir benimseyiş değil miydi? Dünün bu fikir etrafında kümelenmiş batılı topluluğu ile bugünün tanrısız ve yalnızlaşmış batılısı arasında ne gibi bir fark vardır yahut görülmek, kurulmak istenmektedir? Tanrı Fikri’nin var bulunduğu zamanların dindarı ebedî kurtuluşun eşiğine ermiş miydi? Engizisyonun, kilise egemenliğinin, ruhbanlı dindarlığın bugünkü dinsizlikten Hak ve hakikate uzaklık bakımından ne farkı vardı?

Batının dindarlık hayatında Protestanlaşmaya doğru bir yöneliş bulunduğu biliniyor. Bunu bir Müslüman gözüyle analiz ederken kayma, çürüme, bozulma olarak görüp Ortodoksluğu aklamanın bir anlamı yoktur. İsrail oğulları için de aynı şekilde düşünebiliriz. Deniliyor ki namuslu, dindar Yahudiler Filistin, en son Gazze’de olup bitenler hakkında İsrail Devleti’nden razı değillerdir. Oysa dünya âlem bilmektedir ki Yahudi’nin asıl dindarı tehlikelidir. Çünkü onların dini bizatihi faşist temelli bir dindir. Kendi kavmi dışındaki her kişiyi öteki, düşman, köle görmek dinlerinin gereğidir. Ve her İsrail askeri kendi kavminden olmayan birisini öldürdüğünde yeryüzünden bir mikrop belki de bir şeytan temizlemiş gibi sevinmekte ve Tanrı’ya şükretmektedir.

Asıl konumuza dönecek olursak, batıda uzun süre kalmış, onların dil, kültür ve idrakleri hususunda bilgilenmiş arkadaşlarımızın, topluma yön verici aktarımlar yaparken daha titiz olmaları gerektiğini düşünüyoruz. Batılı bir dille doğulu topluma yön verilemez. Böyle yapılırsa bütün sistem altüst olur. Kanaatimizce Müslüman’ın Tanrı Fikri yahut Tanrı Tasavvuru olamaz. Bizim bu husustaki kelimemiz zikir’dir. Biz ancak Allah Zikri’nden söz ederiz. Zikir, İlahî Vahy’in son metninde bolca kullanılan bir kelimedir. Türkçeye daraltılmış da olsa hatırlama şeklinde kısaca çevrilen bu kelime, burada Allah’ı hatırlamanın karşılığıdır. Allah’ı hesaba katmaksızın bir an bile geçirmeme endişesinin kaynağıdır. Malumdur ki beşer yaratılırken son safhada Allah ona ruh üflemiş, fıtratına, kalbine, vicdanına bir nefha ile nakış yapmıştır. O nakış bütün beşerin derununda, Nakşedicisine karşı bir temayül var etmiştir. Şahdamarından yakın bulunduğunu bildirerek de bir alaka tesis etmiştir. İşte insan İlahî Vahy’in uyarısıyla, bünyesinde yaradılıştan var olmaya devam edeni sürekli hatırlamaya, zikre, o alakayı koparmamaya çağırılmaktadır. Allah’tan gafil olmaktan sakındırmaya çalışmaktadır. Bakıldığında vicdan kelimesi kök itibariyle insanın yaradılıştan fıtratında hazır bulduğu bir meleke olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu meleke işlevsel kılındığı vakit insan kalbi ancak Allah’ı zikretmekle tatmin olduğunu kavrayacaktır.



Tüm Yazıları >


Günün Yazarları
Cuma Özusan
Ölümü Düşünmek Hakkında
Prof. Dr. Tayyar Arı
Yükselen Güç Ve Türk-Amerikan İlişkileri-2
Şakir Çalışkan
Fomara Meydanından Yola Devam

Henüz yorum yapılmamış. Yorum yapmak için tıklayınız .

Copyright © 2009 Gaste Bursa
Şu an 145 kişi Gaste Bursa'da.