Karar verme sürecini açıklamak için kullanılan modellerden biri olan kumarbazın iflası modeli, zayıf aktörler ile güçlü aktörler arasındaki oyunlarda zayıf tarafın uzun vadede kaybetmeye mahkûm olduğunu ve aldığı risklerin ise iflasına yol açabileceğini ifade etmektedir. Buna göre, zayıf durumdaki oyuncu, bir oyunda şansı ters gittiğinde oyunu kaybeder ve daha sonraki oyunlarda veya oyunun sonraki aşamalarında uygun kartlar gelse bile kazanma olasılığı düşüktür. Oysa güçlü oyuncu, oyunun bazı anlarında durum aleyhine dönse, hatta kaybetmiş gözükse veya bir kere şansı yaver gitmese bile sonraki aşamalarda oyunu kendi lehine çevirebilir ve uzun vadeli bir oyunda kazançlı çıkabilir. Risk arttıkça ve oyuncuların varlığında (sahip olduğu kaynaklarda) dalgalanmalar ve belirsizlikler çoğaldıkça zayıf oyuncunun iflas etme olasılığı artar. Kaynakları bakımından güçlü oyuncu ya da taraf hatalar yapsa ya da işler bir an ters gider gibi olsa da, oyunda kalmaya devam ederken, zayıf bir oyuncunun oyunu sürdürebilmesi çok şanslı olmasına veya çok yetenekli olmasına bağlıdır. Oyunun yeteri kadar uzun sürdüğünü düşünen güçlü bir oyuncunun oyuna istediği zaman ara verme imkanı varken, zayıf oyuncunun bunu yapması oldukça zordur.
Bu model genellikle güçlü ülkelerle zayıf ülkeler veya aktörler arasındaki ilişkilere uygulanır. DTP’nin Kürt sorunu konusundaki tutumu özellikle Devlet ve AK Parti karşısındaki konumu, oyunu sürdürme biçimi, modeldeki kumarbaza benzemektedir. PKK ve DTP, arkasındaki güçlü desteğin kaybolduğunu ya görmemiştir ya da görmek istememiştir. Oysa Türk-Amerikan ilişkileri özellikle 2007 Kasımındaki Erdoğan Bush zirvesiyle farklı bir zemine kaymıştır. Türkiye’nin 2007’de Ekimindeki Dağlıca saldırısından sonra terör sorununu ne pahasına olursa olsun gerekirse ABD’ye rağmen sınır ötesi operasyon yaparak da olsa çözmeye kararlı olması, Amerikan yönetimini bir tercih yapmaya zorlamıştır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’nin kararlılığı, ABD’yi Kürt sorununun çözüm yöntemi konusundaki tutumunu gözden geçirmek zorunda bırakmıştır. Amerikan yönetimi, PKK sorunu konusunda Türkiye’nin güvenlik kaygılarını hiçe sayarak Irak, İran, Afganistan ve Orta Doğu sorununda ve gelecekte enerji arz güvenliği ve enerji nakit hatlarının güvenliği gibi hayati konularda Ankara’nın desteğini alamayacağını görmüştür.
Durum böyle olunca, AK Partinin demokratik açılım politikası konusunda olur olmaz taleplerle ortaya çıkan ve PKK’nın arkasına sığınarak politika yapmaya çalışan DTP şiddete destek veren politikalarıyla açıkçası kumar oynamıştır. Türk devletinin bu sorunu öyle ya da böyle bitirmek istediğini görememiştir. Bazılarının düşündüğü gibi aslında bu iş bitmemiştir. Siyasal partilerin kapatılmasına mesafeli olmamız bir entellektüel duruş olmasına karşılık, bundan sonra da bu sorunu silahlı mücadele yöntemiyle çözmeye çalışanların veya bu tür çözümlere örtülü ya da açık destek verenlerin hem sorunun çözümüne, hem Kürt halkına hem de kendilerine zarar vereceklerini düşünmeleri gerekir. Oyunu bu şekilde sürdürmeleri halinde kazanmalarının imkânsız olduğunu umarız fark ederler. Dolayısıyla, bunun böyle olduğunu Tokat saldırısı göstermiştir. Bir anda ılımlı entelektüellerden bile bu iş bitti açıklaması gelmiştir. Aslında DTP ve PKK kendi haklarında varılan uluslararası konsensusu gördüğü için elindeki son kartları oynamaya çalışmıştır. Kapatılma davası süresince ne içerdeki aydınlardan ne Erbil’den ne de dışarıdan mesela AB’den veya ABD’den her hangi bir tepkinin gelmemesi sizce anlamlı değil midir? İnsan hakları ve özgürlükler konusunda olsun, demokratik hak arama yöntemleri konusunda olsun, uluslararası bir kültür oluşmuştur. Artık içerde ve dışarıda çok küçük bir radikal kesimin dışında hiç kimse Kürt sorununun şiddet yoluyla çözümünü desteklememektedir. Şiddeti Kürt sorununun çözümü için temel araç olarak düşünenlerin yaptığı her saldırı, patlayan her mayın bundan sonra aynı zamanda Kürt sorununa bir saldırı olacaktır. Artık bu sorunun nasıl çözüleceği bellidir. Umarız PKK ve DTP’nin arkasına sığınarak, sorunun kendi haline çözülmesini bekleyen Kürt aydınları ortaya çıkarlar ve bu sürece katkı verirler.